·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Kasım 2025 21:19 Çürümenin Kitabı’nı bitirince şunu anladım:
Cioran’ın hayatla hiçbir derdi çözülmek üzere değil.
Bütün çatışması, “niye buradayız”
“neden hala buradayız” gibi bir şey.
Hayattan nefret etmiyor, çünkü nefret bir duygudur; Cioran’da o bile yok.
Onda olan şey, daha çok tükenmiş bir kırgınlık.
Bir şey olmasını beklemeyi çoktan bırakmış bir insanın sessizliği gibi.
Bu kırgınlık bana garip şekilde yakın geliyor.
Çünkü benim de içimde böyle bir boşluk var:
ne kızıyorum ne seviyorum, sadece yorulmuş bir tarafım konuşuyor...
Kitap boyunca hissettiğim şey şu:
Cioran’ın dünyasında umut yok, yön yok, “iyi gelecek” ihtimali yok.
Zaten kitabın gerçekçiliği ya da etkisi tam da burada.
İnsanın karanlığını makyajlamıyor.
Kaçış yok, teselli yok, romantikleştirme hiç yok.
"Ve belki de bu yüzden, onun karanlığı benim içimde zaten var olan boşluğu aydınlatıyor; sessiz ama acı bir doğrulukla..
Bu yüzden bana hitap etti,
bana “gerçek” geldi.
Ve evet, Cioran siyah-beyaz.
Ara ton yok, iyimserlik yok, orta yol yok.
Ya tamamen çöküşün içinde konuşuyor
ya da o çöküşün içinden bile alay eden bir mesafeyle...
Benim kendi halime de biraz benziyor bu:
ya dibin dibi, ya da tam kopuş. Arası yok.
Bu yüzden Cioran bana uzak gelmiyor.
Aksine, insanın içindeki o cansız bölgeye dokunduğu için bir yakınlık yaratıyor.
Cioran okununca insan rahatlamıyor, ama kendi içindeki çökmeyi daha net görmeye başlıyor. Ve işte tam da bu yüzden
eğer gerçekçi bir bakış arıyorsanız Cioran’ın kitaplarına göz atabilirsiniz; rahatlatmasa da, kendi kırgınlığınızı, içinizdeki boşluğu korkusuzca görmenizi sağlıyor diyebilirim.