David Harvey okumalarına bu ay Asi Şehirler kitabıyla devam ediyorum. Kitabın konusunu birbiriyle bağlantılı pek çok konuya bağlayabiliyoruz. Konut piyasası, kent planlaması, kentsel dönüşüm, şehirlerdeki siyasi ve sosyal hareketler, kentlerdeki yoksulluk, 68 olayları, sermaye birikimi, finans sektörü ve rantın yaratılması ve bölüşülmesi gibi birçok konuya ucundan dokunuyor kitap. Ayrıca okumaları yaparken Türkiye penceresinden de bolca baktım.
Kitabı okuyacaklar için rehber niteliğinde kısa bir özet geçmek isterim.
Konut ve altyapı yatırımları uzun vadeli yatırım gerektirdiği ve finansal olarak geri dönüşünün uzun sürmesinden dolayı bu süre zarfında kredi verebilecek ve aradaki zamanı tolere edebilecek bir finans sermayeye ihtiyaç vardır. Finans sermayenin konut yatırımlarını fonlaması ise önemli bir yan etkiyi meydana getirir: Konut arzının talepten gitgide bağımsızlaşması. Arzın talebi aştığı ve konutların satılamamaya başladığı durumlarda ise yaşanan tıkanıklığı aşmak için finans sermayesi bu sefer de konut üretiminin talep yönünü manipüle etmeye girişir.
(Türkiye'de ve birçok ülkede yaşanan süreç bu. 2008 Finansal krizinde de bunu gördük. 2013 yılından sonra Türkiye'de yatırımlar gerilemeye başladığında ve kâr oranları düşme eğilimi gösterince sermaye sahipleri ellerinde kalan atıl paraları değerlendirmek için toprak rantına başvurdu. Şehir merkezinde gösterişli konut projeleri, yabancılara satılan konut yatırımları hepsi aslında para kazanmaya devam etmek için yapılan yatırımlar. Bunun yan etkileri şu oluyor: Türkiye'de aslında konut arzı talepten fazla. İstanbul'da atıl 1 milyona yakın konut olduğu söyleniyor. Normalde arz talebi aştığı için konut fiyatlarının düşmesi gerekir. Fakat düşmüyor. Neden? Çünkü 2018 yılından beri artan enflasyon, borsa, faiz ve altının alternatif yatırım olarak getirilerinin düşük kalması ve güvenilememesi nedeniyle; insanlar paralarının değerini korumak için konut yatırımına yöneldi. Bu yüzden konutlar barınma ihtiyacını karşılamaktan çıkıp, paranın değerini koruma aracına dönüştü. En nihayetinde artan konut fiyatları, kira fiyatlarının da artmasına sebep oldu. Orta sınıf ve düşük gelirli insanlarda barınma sorunları baş göstermeye başladı. Toplumsal eşitsizlikler ve huzursuzluklar arttı. Sıradan insanların 20 yıllık gelirine eş değer fiyatlarda evler satılmaya başladı. Devlet ise fiyatları düşürmek ya da insanlara ucuz konut sağlamak için inşaat yapmaya devam etmesine rağmen fiyatlar düşmedi.)
Özellikle İstanbul'da; Fikirtepe, Gazi mahallesi, Sulukule, Balat, Zeytinburnu, Beylikdüzü, Başakşehir, Ataşehir gibi şehirlerdeki dönüşümü sadece bir kentsel dönüşüm olarak değerlendiremeyiz. Toplumsal dayanışma kültürü yok edildi. Şehir içinde göç hareketleri yaşandı. Yeni rantlar yaratılarak büyük şirketlerin kâr marjları korunmaya çalışıldı. Toplumsal hareketler baskılandı. Misal Gezi Parkı, Taksim Meydanı, Gazi Mahallesi gibi toplumsal direnişin merkezi olan yerler kontrol altına alındı ve insanla olan bağı kopartıldı.
Diğer yandan konut piyasasını tek başına düşünmemek lazım. Türkiye'de özellikle iktidarın ekonomik büyümeyi devam ettirmek için inşaat yatırımlarına devam etmesi hep eleştirile gelmiştir. Bilime, teknolojiye, eğitime, sağlığa yatırım yapmak uzun vadeli olduğu ve geri dönüşünün zaman alması bu alanlara yatırımı cazip kılmıyor. Çünkü inşaat faaliyetlerini seçmenlere hizmet yapılıyormuş gibi satabiliyorlar. Yollar, köprüler, havalimanları, konutlar bunların hepsi oy olarak geri dönebiliyor.
Maalesef, kaliteli şehir yaşamı parası olanlar için bir meta halini aldı. İnsanların ihtiyacına ve konforuna yönelik değil, para kazanma ve lüks tüketime dayalı konutlar yapılıyor. Orta sınıf her geçen gün çok katlı, küçük balkonlu, metrekaresi düşen, tıkış tıkış yaşadığı konutlara hapsediliyor.
Ve son olarak Harvey kitapta 68 olaylarına da değinmeyi unutmuyor. 1968’lerde baş gösteren siyasi hareketlilik banliyölerde başlamış, gidişattan memnun olmayan orta sınıf beyaz öğrenciler, işçilerle, göçmenlerle ve diğer marjinal gruplarla ittifak içerisinde, bir başkaldırı dönemini başlatmışlardı. Bunu bilen iktidarlar sokakları ve kentleri kontrol altına almak için mahalle kültürünü ortadan kaldırıyor. Çünkü onlarca yıl aynı mahallede yaşayan insanlar dayanışma kültürünü geliştirir. Halbuki kentsel dönüşüm adı altında insanları onlarca yıldır yaşadığı semtlerden çıkarıp bilmedikleri yerlere sürdüler. Komşuluk ilişkilerini birbirini görmeden ve tanımadan yaşamayı mümkün olan sitelerde yok ettiler. İnsanlar 7/24 kameralarla izlenen evlerde oturmayı güvenli zannederek mahalleleri ve apartmanları terk etti. Eskiden herkesin müstakil evde oturmaya imkanı varken; artık müstakil evlere lüks bir ürün olarak erişilebiliyor.
O yüzden kitabı okurken olaylara bu açıdan bakılması geçmişle bugün arasında bağ kurmanızı kolaylaştıracak ve kitabı özümsemenizi sağlayacaktır.