#TanrılarıKıskananŞair öyküleri Kısa ve Öykü, Mikroscope gibi dergilerde yayınlanan,seçkin kitapevlerinde satış danışmanlığı ve yöneticilik yapan Serkan Düzgün'ün roman, tiyatro ve şiiri iç içe geçirdiği deneysel bir postmodern anlatısıdır.
"Akıl var ya akıl! Bizi tanrı katına ulaştırmazsa, bilin ki şeytan işidir!"
Her şey, Sahaflar Pasajının tozlu, eski sararmış kitaplarının kokusunun karıştığı sıradan bir günde şairin not defterinin çalınması ile başladı. Bu şair diğerlerinden farklıydı, kitapları ile kurduğu dünyanın içinde var olmayı, yaratanı, yaratılış sancısını, şeytanın işin içindeki payını fazlaca kafasına takmış biriydi. Yaratma eylemi sadece Tanrıya mı aitti yoksa bu sancılı süreci yaşayanlarda Tanrının gözünden görebilir miydi?
Pasajda gerçekleşen bu hırsızlık olayı basit bir oyun gibi başlasa da şairin defterdeki notları onu okuyan bir grup pasaj sakinini rahatsız etti. Farklı olana duyulan hayranlık ve nefret arasında kendi değer yargılarını sorgulattı. Kaçınılmaz son kapıdaydı, ya o topluluğa ayak uyduracak ya da ortadan kalkacaktı. Böylece bu küçük grup pasajın müdavimi olan şairi hiç var olmamış gibi yok etme planları yapmaya başladı.
Pasajın bir başka ziyaretçi daha vardı.Var Olmayan Kitaplar Kitapevinin müdavimi bir kadın. Erkek çocuklarını kaybeden bir aileyi teselli etmek için dünyaya getirilmiş, onun gibi yetiştirilmiş, evlenmiş, kocasının zoruyla hamile kalmış, erkek olacağını öğrenince de istenmediği gebelik düşük ile sonuçlanmış, yaratıcılığını kaybetmiş, kalemini bıraktığı yerde unutmuş, kendini tuvallerinde arayan kayıp bir ruh.
Yalnız bir adam yalnız bir kadın daha kaç yalnız eder?
Delilik ve yalnızlığın girdabında kaybolmuş ruhlar ve kitabın sonunda akılda yer eden o çarpıcı soru;
"Bir insanı kutsal kılan nedir? Onu yok etme arzusu mu, yoksa yaratma cüreti mi?"
Burası gezdiğiniz sahaflardan farklı bir yer, içeri girmeye, sorgulamaya hazırsanız aklınızda olsun...
@serkan_duzgun77
Fihrist KitapGönül Tuğba ile okuyoruz
#reklam değil #kıtaptavsiyesi