Merhaba bu eserde inceleme tarzımda bir değişikliğe gidip yazardan başlamak istedim. Çünkü yazar bu övgüleri fazlasıyla hak eden bir yazar.
Hadi başlayalım...
İskender Pala , Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden, özellikle Divan Edebiyatı alanındaki çalışmalarıyla tanınan bir akademisyen, yazar ve profesördür. Eserlerinde hem akademik derinliği hem de geniş kitlelere ulaşan akıcı ve anlaşılır bir dili birleştirir.
Divan Edebiyatı Profesörü olarak uzun yıllar öğretim üyeliği yapmıştır. Bu alandaki uzmanlığı, edebiyatımızın klasik dönemine ait eserleri ve kavramları günümüz okuruna taşımasında temel oluşturur.
Pala'nın en önemli misyonu, geçmişin edebi hazinelerini (özellikle Divan şiirini) modern okurun anlayacağı, seveceği ve ilgi duyacağı bir dille yeniden yorumlamaktır.
Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü gibi akademik eserlerinin yanı sıra, Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk, Katre-i Matem, Şah ve Sultan gibi tarihî ve edebî romanlarıyla da büyük bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır.
Akademisyen kimliğinin yanında, eserlerinde kullandığı samimi, hikâye anlatıcılığına odaklanan ve yer yer gül ve bülbül sembolizmini güncelleyen üslubuyla tanınır.
Şimdi gelelim Leyla ile Mecnun eserinin incelemesine;
İskender Pala'nın Leyla ile Mecnun eseri, klasik aşk hikâyelerinin en bilinenlerinden olan bu kadim mesneviyi, Divan Edebiyatı uzmanlığının süzgecinden geçirerek, modern okuyucuya tasavvufi ve derin bir aşk yorumuyla sunan bir yeniden anlatımdır.
Pala, bu eserde Fuzûlî ve Nizâmî gibi büyük üstatların kaleme aldığı Leyla ile Mecnun hikâyesinin özüne sadık kalır. Ancak, eseri bir "çeviri" ya da "sadeleştirme"den ziyade, Divan Edebiyatının zengin metafor ve mazmun dünyasını koruyarak, bugünün dil zevkine uygun, akıcı bir düzyazı (nesir) formunda yeniden kurgular. Bu sayede, okuyucu hem hikâyenin mistik derinliğine ulaşır hem de metnin ağırlığı altında ezilmez.
Eserin ana teması, Aşk kavramının beşerî (insanî) boyuttan ilahî (tasavvufi) boyuta evrilmesidir. Leyla'ya duyduğu aşırı sevgi nedeniyle aklını yitiren Kays karakteri, dünyevi ve maddi aşktan, çöllerde vuslat arayan Mecnun'a dönüşür. Bu dönüşüm, benliğin yok oluşunu ve Fenâfillah (Allah'ta yok olma) yolundaki ilk adımları simgeler. Mecnun, Leyla'yı artık bir sevgili değil, Mutlak Güzellik'e (Allah'a) ulaşmak için bir ayna ya da basamak olarak görmeye başlar. Leyla, sadece güzel bir kadın değil, aynı zamanda Maşuk-u Hakiki'nin (Gerçek Sevgili/Allah) tecellisi, yani Güzellik'in (Cemal) dünyaya yansımasıdır. Ona ulaşma çabası, Marifetullah (Allah'ı tanıma) yolundaki çabadır.
Pala, bir Divan Edebiyatı uzmanı olarak, metnin her katmanına tasavvufi sembolizmi ustaca işler:
Çöl: Mecnun'un evi olan çöl, nefsi ve dünyevi bağları terk etmenin, uzletin (yalnızlığın) ve ruhsal arınmanın mekânıdır.
Vuslat (Kavuşma): Maddi dünyada imkânsız olan Leyla'ya kavuşma, aslında ruhsal ve ölümden sonraki Gerçek Vuslat'a (Allah'a kavuşma) duyulan özlemdir.
Aşk-ı Mecazî ve Aşk-ı Hakikî: Eser, mecazi (insanlar arası) aşkın, hakiki (ilahî) aşka nasıl bir başlangıç kapısı olabileceğini gösterir. Leyla'yı seven Kays, Leyla suretinde Hakk'ı (Allah'ı) seven Mecnun olur.
Pala'nın üslubu, eserin hem duygusal hem de entelektüel derinliğini artırır. Mecnun'un acısını, yalnızlığını ve aşkının şiddetini yoğun bir duyguyla aktarır. Okuyucu, bir dönemin kuru bir hikâyesini değil, çağları aşan bir aşk dramını okuduğunu hisseder. Yazar, hikâyeyi anlatırken yer yer araya girer ve dönemin kültürel veya tasavvufi kavramlarını, okuyucunun anlayacağı dille izah eder, böylece metnin anlaşılırlığını en üst seviyeye çıkarır.
Sonuç olarak; İskender Pala'nın Leyla ile Mecnun'u, yalnızca unutulmaya yüz tutmuş bir klasiği gün yüzüne çıkarmakla kalmaz; aynı zamanda aşkı, fedakârlığı ve tasavvufu modern bir bakış açısıyla sorgulayan, edebi bir şölen sunar. Eser, aşkın sahip olmak değil, yok olmak anlamına geldiği, maşuk (sevgili) uğruna âşık (seven) kimliğinden vazgeçmenin en yüce mertebe olduğu felsefesini, akıcı ve etkileyici bir dille okuyucuya ulaştırır.
Keyifli okumalar...