İnsanların bedenleri var. Teknoloji, bu son yüzyılda, bizi bedenlerimizden uzaklaştırmaya başladı. Aldığımız kokuları ve tatları dikkate alma yetimizi yitirir olduk. Bunlar yerine, akıllı telefonlarımıza ve bilgisayarlarımıza gömülmüş durumdayız. Siber alemde ne olup bittiği, oturduğumuz sokakta ne olup bittiğinden daha çok ilgimize çekiyor. Artık İsviçre'deki kuzenimle çok daha rahat konuşabiliyorum. Ama kahvaltı ederken eşimle sohbet etmem zorlaştı. Çünkü kafasını telefonundan kaldırıp bana baktığı yok.
Eskiden insanlar böyle bir dikkatsizliği göze alamazdı. Avcı-toplayıcı atalarımız, her daim tetikte ve pür dikkatli. Ormanda mantar aranırken, gözleriyle toprağa tarar, mantara alamet olabilecek bir tümsek var mı diye bakarlardı. Çalıların arasında saklanan bir yılan olabilir diye, en ufak bir kıpırtıya kulak kabartırlardı.
Yenilebilir görünen bir denk geldiklerinde, benzer ama zehirli bir mantarla karıştırıp karıştırmadıklarını anlayabilmek için, mantarın tadına büyük bir ihtimamla bakarlardı.
Günümüzün varsıl toplumlarının üyeleri, böylesine keskin bir farkındalığa ihtiyaç duymuyor. Marketlerin koridorlarında birileriyle mesajlaşarak dolaşabiliyor ve sağlık otoritelerinin denetiminde üretilmiş binbir çeşit yiyecekten istediğimizi seçip alabiliyoruz. Ama ne yiyecek seçelim, sonunda kendimizi ekran karşısında, elektronik postaları kontrol ederken veya televizyon izlerken, yediğimiz şeyin tadına öyle pek de ihtimam etmeden, alelacele tıkınır vaziyette bulabiliyoruz.
21. Yüzyıl İçin 21 DersYuval Noah Harari