10/10
·271 syf.··
Beğendi
·
2025 597. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Kasım 2025 00:00
"DÖNEMEÇTE" "Aslına bakarsanız, bizim insanlarımız yürek paralayacak kadar fazla çalışırlar. Ama verim? Önemli olan budur; çalışmak verimden ayrı düşünülemez, ancak verime göre vardır. Çalışma bilimin ve tekniğin getirdiği imkânları bilmektir, uygulamaktadır. Gelirken gördük.. veya dikkat ettiniz mi bilmem; bir inşaat vardı yolumuzun üstünde. İşçiler harcı ikinci kata sırtlarındaki küfe ile, merdivenleri tırmanarak taşıyorlardı. Yani sıkı şekilde çalışıyorlardı. Ama neye yarardı bu çalışma? Aynı iş İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de çok daha az insanla çok daha kısa zamanda yapılmaktadır, -ve kıyısından bucağından gördüğüme göre- Almanya'da ise, bizim o şehirlerimizde üç ay alan bir yapı üç haftada bitiyor; üstelik hem daha sağlam, daha kullanışlı, daha konforlu oluyor, hem de daha güzel. Tarımından, bayındırlığından, haberleşmesinden sağlık ve en yüksek endüstri alanlarına kadar her şey buna göredir. Bir yanda canları çıkarcasına emek harcadıkları için çalıştıklarını sananlar, öte yanda da haftalık kırk sekiz iş saatini gayri insanî.. bile değil de, fuzuli, hattâ zararlı bulanlar!.." Tarık Buğra edebiyatımızda "duruşu" ve "dili" ile her zaman ayrıksı bir yere sahip olmuştur. Onu diğer yazarlardan ayıran en önemli özellik, tarihi ve toplumsal dönüşümleri, "yukarıdan" değil, "aşağıdan"; yani Anadolu insanının gündelik hayatı, kaygıları ve ikilemleri üzerinden okumasıdır. Yazar, Türkiye'nin demokrasi tarihindeki en kritik kırılma noktalarından biri olan çok partili hayata geçiş sürecini, yine en iyi bildiği yerden, Anadolu taşrasından anlatır bu eserinde. Dönemeçte'de siyaseti resmi söylemler ve büyük ideolojiler üzerinden değil, taşra insanının gündelik hayatındaki yansımaları üzerinden dokur. Demokrat Parti'nin siyaset sahnesine çıkışıyla birlikte taşradaki bireylerin dünyasında açılan yeni ufukları, fırsatları, ama aynı zamanda bu sürecin tetiklediği bireysel hırsları, çıkar çatışmalarını ve âhlaki ikilemleri mercek altına alır. Ancak bu sefer farklı bir insan profiliyle karşılaşırız. Daha önceki eserlerinde daha çok mağdur, hırpalanmış ve sistem tarafından bastırılan taşra insanını odağa alan Tarık Buğra, bu romanında Demokrat Parti'nin (DP) rüzgarıyla harekete geçen, bireysel hırs, kar ve kazanç saikleriyle sarmalanmış karakterlerin portrelerini çizer. Bu yeni dönemin getirdiği "fırsatlar" ve "açılımlar"ın, taşradaki sıradan insanların dünyasında nasıl bir karşılık bulduğunu, bu değerlerin demokrasinin yüce idealleriyle nasıl bazen tehlikeli bir ilişkiye girdiğini cesaretle sorgular. Siyasi bir dönüşümün, toplumun psikolojik ve ahlaki dokusunda yarattığı sarsıntıyı gözler önüne serer. Sadece siyasi bir fotoğraf çekmekle yetinmez. Tüm bu siyasi ve toplumsal ortamı, merkezine yerleştirdiği bir aşk hikâyesinin arka planı yapar. Ancak bu aşk, sıradan ve romantik bir hikâye değildir. Yazar, aşk kavramını, tıpkı siyaset gibi, bir labirent olarak ele alır. Karakterler, bu labirentte hem toplumsal değer yargıları, hem siyasi hesaplar, hem de kişisel ihtiraslar arasında yol bulmaya çalışırken, "aşk"ın saf ve koşulsuz olup olamayacağı sorusu giderek derinleşir. Dönemeçte, zengin karakter kadrosuyla dikkat çeker. Her biri dönemin ruh halini yansıtan bu karakterler aracılığıyla Buğra, toplumsal değişimin bireyler üzerindeki etkisini derinlemesine işler: · Salih (Küçük Ağa): Romanın merkezindeki trajik kahraman. Bir zamanların din adamı, sonrasının Milli Mücadele kahramanı Küçük Ağa, yeni rejimde kendine bir yer bulamaz. Geçmişiyle, inançlarıyla ve yeni rejimin dayattığı kimlik arasında sıkışmıştır. İçinde bulunduğu "hiçlik" duygusu, onu derin bir bunalıma sürükler. Salih, bir dönemin bitişinin, bir kahramanın "işlevsiz" kalışının simgesidir. Yaptığı her şeyin anlamını yitirdiğini düşünür ve kendini sürekli sorgular. · Niko: Eski bir Osmanlı Rum'u ve Salih'in dostudur. Mübadele ile Yunanistan'a gitmek zorunda kalır ama orada da "öteki" olarak yaşar. Niko karakteri, savaşların ve milliyetçiliğin sıradan insanları nasıl yerinden yurdundan ettiğini, dostlukların bile ulusal sınırlara bölünebildiğini gösterir. Onun hikâyesi, imparatorluk bakiyesi bir coğrafyada kimlik karmaşasının acı bir portresidir. · Mehmet Reşit (Hacı): Yeni rejimin temsilcisi, idealist bir validir. Devrimleri harfiyen uygulamaya, modern Türkiye'yi inşa etmeye çalışan bir "yeni insan"dır. Ancak o da halka ulaşmakta, onların direncini kırmakta zorlanır. İyi niyetli olmasına rağmen, bazen katı ve anlayışsız davranabilir. Bu karakter, "yukarıdan aşağıya" devrim yapmanın zorluklarını ve bürokrasinin soğuk yüzünü temsil eder. · Emine ve Aysel: Bu kadın karakterler, toplumsal değişimin farklı yüzlerini gösterir. Emine, geleneksel rolüne daha sıkı sarılırken, Aysel yeni dönemin getirdiği özgürlük arayışı içindedir. Onlar da bir dönemeçtedir. · Zeki Duru: Romanın başkahramanı olan öğretmen Zeki Duru, idealizm ile gerçeklik arasında sıkışmış bir aydın portresi çizer. Yeni siyasi ortamda kendi konumunu ve inançlarını sorgulayan Duru, aynı zamanda yaşadığı aşk üzerinden bireysel ve toplumsal değer yargılarını hesaba çeker. · Mustafa Kaptan: Demokrat Parti'nin taşradaki temsilcisi konumundaki Mustafa Kaptan, yeni siyasi kültürün sembol ismidir. Geleneksel değerlerle modern siyasetin gerektirdiği tavırlar arasında gidip gelen Kaptan'ın portresi, dönemin siyaset anlayışını yansıtır. · Nazmiye: Romanın kadın karakterleri arasında öne çıkan Nazmiye, dönemin toplumsal cinsiyet rollerini sorgulayan bir figürdür. Geleneksel rollerle bireysel arzuları arasında sıkışmışlığı, onun karakter çatışmasını oluşturur. Tarık Buğra, bize çok partili hayata geçişin sadece siyasi bir sistem değişikliği olmadığını, toplumsal dokuda bir deprem etkisi yarattığını gösteriyor. Romanda, dünün bir arada yaşayan insanları, bir anda siyasi kamplara ayrılır. · Sohbetlerin Dozu Kaçıyor: Dün akrabalar, komşular arasında edilen samimi sohbetler, yerini "ulu orta" söylenen, "olur olmadık" siyasi iddialara bırakır. Bilenle bilmeyen aynı kefeye konur ve herkesin kafasında, gerçek anlamını pek de kavramadan ezberlediği "üç beş politik cümle" ve slogan vardır artık. · Kahvehaneler Savaş Alanına Dönüşüyor: Birleştirici mekanlar olan kahvehaneler, ağız dalaşlarının, tartışmaların ve öfke nöbetlerinin sahnesi haline gelir. Siyaset, artık sadece fikir ayrılığı değil, kişisel bir düşmanlık sebebidir. · Dostluklar Zedeleniyor, Bağlar Kopuyor: Romanın en çarpıcı yanı, bu siyasi gerilimin insani ilişkilere olan yıkıcı etkisidir. Yılların dostlukları zedelenir, akrabalık bağları kopma noktasına gelir. Buğra, çatışmanın boyutunu göstermek için çok sembolik bir detay verir: "Halk Partisi'nden olanlar, Demokrat Parti'ye gidenlerin tarlalarına giden suyu bile onlara çok görüp sularını keser." İşte siyasetin, en temel insani dayanışmayı ve komşuluk hukukunu nasıl yok ettiğinin en somut örneği! "Dönemeçte", ismiyle müsemma bir romandır. Hem Türkiye Cumhuriyeti için hem de romanın kahramanları için hayati bir dönemeci anlatır. Olaylar, Kurtuluş Savaşı'nın bitimiyle (1923-1924 civarı) başlar. Milli Mücadele kazanılmıştır ama asıl savaş şimdi başlamaktadır: Yeni bir devlet, yeni bir kimlik, yeni bir toplum inşa etme savaşı. Bu "dönemeç", bir yol ayrımıdır. Bir tarafta, geçmişin, imparatorluğun, din ve geleneklerin ağır bastığı bir hayat tarzı; diğer tarafta ise Batılı, laik, ulus-devlet temelli, radikal değişimlerle dolu yeni bir düzen vardır. Roman, bu iki kutup arasında sıkışıp kalmış, hangi yöne gideceğini bilemeyen, bocalayan insanların hikayesidir. Bu dönemeçten geçerken kimileri uyum sağlar, kimileri direnir, kimileri ise parçalanır. Bu roman, sadece Türkiye'nin demokratikleşme tarihine ilgi duyanlar için değil, insan doğasının siyaset ve aşk gibi iki güçlü olgu karşısındaki karmaşık tavrını anlamak isteyen herkes için yazılmıştır. Tarık Buğra, bize tarihî bir dönemi ve dönemin içinde yaşayan, seven, nefret eden, hırslanan, vicdan azabı çeken insanların evrensel hikâyesini sunar. "Dönemeçte", sadece tarih meraklılarının değil, insan ruhunun karmaşıklığını anlamak isteyen her okurun mutlaka okuması gereken bir roman. Tarık Buğra, bu eseriyle bize şunu söyler: "Tarih, kitaplardaki kuru tarihler ve zaferler listesi değildir. Tarih, insanların yüreklerinde, zihinlerinde, ailelerinde ve topluluklarında yaşanan bir süreçtir. Bu süreç, zaferler kadar hezimetleri, umut kadar umutsuzluğu, aidiyet kadar yabancılaşmayı da beraberinde getirir." Kitapla Kalın.
Edebiyat
DönemeçteTarık Buğra · İletişim Yayınevi · 2004568 okunma
·
133 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.