Yazarın öykülerini o kadar çok seviyorum ki, hiç bitsin istemiyorum. Sait Faik Abasıyanık, Türk edebiyatında öykü türüne yenilik ve derinlik kazandıran en önemli yazarlardan biridir bence. Hikâyelerinde çoğunlukla gündelik hayatın içindeki sade insanları konu edinir, büyük dramatik olaylar yerine küçük ama dokunaklı yaşantıları merkeze alır. Metinlerine sıcak, samimi ve doğal bir anlatım görürsünüz. Dilini gösterişten uzak, yalın ama etkili bir şekilde kurması, bence okuyucuyu hikayenin içinde tutuyor.
Sait Faik Abasıyanık ve İstanbul benim için diğer önemli detay. Çünkü onun öykülerindeki İstanbul, yalnızca bir şehir değil, yaşayan, nefes alan, insan ruhunu yansıtan bir karaktere dönüşüyor diye düşünüyorum. Boğazın kıyıları, adaların sessiz sokakları, martıların çığlıkları ve balıkçı teknelerinin dalgalarla dansı, şehrin yoksul sokakları onun gözünden o kadar güzel anlatılıyor ki ben başka bir İstanbul buluyorum öykülerinde.
Diğer yandan yaşamın küçük ayrıntılarından büyük anlamlar çıkaran bakışını çok hissediyorum. Mesela Havuz Başı öyküsünde havuz, yalnızca bir mekân değil, insanların iç dünyalarını, geçici mutluluklarını ve sessiz düşüncelerini yansıtan bir ayna gibi gelir bana. Çocukluk gözlemleri, iklimin sakinliği, insanların birbirine değen ya da değmeyen hayatları, ufak bir mekansal alanda şekilleniyor. Böylece sıradan bir günün içindeki en küçük ayrıntı bile yazarın kaleminde duygu yüklü bir sahneye dönüşüyor. Sıradan insanların duyguları ve varlığı, bir havuz başında görünür oluyor.