Tarih ile edebiyatı bir arada taşıyan bu novella, romantizmin erken örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Sayfalar aşk, zarafet ve incelik kokuyor. Soylu Arap son İbni Sirac ile Hıristiyan Donya Blanca’nın şiirsel bir dille işlenmiş aşk hikâyesini okuyoruz.
"Ey peri kızı, öğle sıcağında pınar arayan bir Arap gibi seni arıyorum" (s. 29)
"Aşkın çekiciliğine karışan yurt özleminin verdiği acı ve büyülü güzelliğin coşkusuyla, son İbni Sirac'ın yüreği çarpmaya başladı." (s. 37)
"Hep artan karşılıklı bir sevgi, ama bir yandan da her iki âşıkta atalarının dinine karşı aynı bağlılık… Blanca: 'Hıristiyan ol'; İbni Hamit ise: 'Müslüman ol,' deyip duruyorlardı." (s. 48)
Kahramanların giysilerinden tutun da hareketlerine, tavırlarına ve diyaloglarına kadar her detay büyük bir zarafetle kaleme alınmış. Çok sevdiğim yazar Victor Hugo Chateaubriand’dan etkilenimiş, bunu defalarca yazılarına taşımış. Bu küçük novellasında da aynı tadı, aynı romantik duyarlılığı hissettim.
Asırlar önce yazarların anlatacak güçlü hikâyeleri vardı; kalemi güzelleştiren, söze ruh veren hikâyeler… Zamanımızda ise her şeyin kolay ulaşılır olması, basılan kitapların konularını da basitleştirmiş gibi.
Oysa böylesi klasik eserler bize edebiyatın ne kadar derin, ne kadar estetik olabileceğini yeniden hatırlatıyor.
Her zaman kitapla kalın.