·250 syf.····Okunma: 25 Kasım 2025 09:46 Sadık Hidayet’in kaleminde yazarlar genelde iç dünyalarını sızdırır; Kör Baykuş’ta ise resmen boca ediyor. Kitabı bitirdiğinde neyin gerçek, neyin rüya, neyin otobiyografik iz olduğunu ayıklamak imkânsız hale geliyor. Sayfalar arasında uyanıklık mı yoksa uyku mu, bilinç mi bilinçaltı mı, hepsi birbirine giriyor. Zaten senin o anki ruh hâlin de işin tuzu biberi oluyor; aynı metin başka bir günde bambaşka bir tat bırakıyor ağzında.
Kadın figürleri çoğul ama aslında hepsi aynı boşluğun farklı yüzleri. Anlatıcının her biriyle kurduğu ilişki, özünde çocukken yaşadığı anne yoksunluğunun, aile tarafından terk edilmişlik duygusunun bir başka yansıması. Adam bunu öyle derinden hissediyor ki, sayfalar boyunca aynı acıyı farklı kostümlerle tekrar tekrar sahneye çıkarıyor. En vurucu yerlerinden biri şu satırlar mesela:
“Eğer gökyüzünde herkese bir yıldız verildiği doğruysa, benimki çok uzak, çok donuk ve çok önemsiz olmalı. Belki de benim hiç yıldızım yoktur.”
Bu cümleleri okurken insanın boğazı düğümleniyor; çünkü o kadar çaresiz, o kadar “ben buradayım ama kimse görmüyor” diye bağırıyor ki, sessiz bir çığlık gibi kalıyor havada.