İskender Pala’nın kalemiyle ilk kez tanıştığımda, daha ilk sayfalardan bir şey hissetmiştim:
Bu adam tarihle hikâyeyi aynı kazan içinde kaynatıp, ortaya insanın içini yakan bir şey çıkarıyor.
Ve Şah ve Sultan tam olarak böyle bir kitap oldu benim için.
Bu romanı okurken kendimi sadece tarihin sayfalarında gezinen bir okuyucu gibi değil, sanki o dönemin sokaklarında dolaşan, aralarındaki o büyük çatışmayı iliklerime kadar hisseden biri gibi gördüm.
Bir tarafta Yavuz Sultan Selim, diğer tarafta Şah İsmail…
İkisi de güçlü, kararlı, inançlarına tutkuyla bağlı, fakat aynı zamanda derin yaralar taşıyan iki büyük lider.
Roman, bu iki hükümdarın sadece savaş meydanlarını değil, ruhlarının içindeki fırtınaları da anlatıyor.
İskender Pala’nın en sevdiğim yanı işte burada ortaya çıkıyor:
O, hükümdarları tahtların üzerinde oturan birer dev gibi göstermiyor…
Onları insan yapıyor.
Okurken özellikle şu duyguyu çok yaşadım:
Sanki “düşman” diye bildiğim iki lider, aslında içten içe aynı yalnızlıkları, aynı sorumluluk yükünü, aynı korkuyu taşıyorlardı.
Her kararın içinde kan, kader ve gözyaşı vardı.
Ve ben romanı okudukça şöyle düşündüm:
“Güçlü olmak ne kadar ağır bir şeymiş…”
Yavuz’un sertliği, Şah İsmail’in şiirsel tarafıyla birleşince, hikâyede bir savaşın soğukluğu değil, iki yüreğin çatışması ön plana çıkıyor.
Bazen Yavuz’a kızdım, bazen İsmail’e içim yandı…
Ama en çok şunu hissettim:
Bu iki adam, bir imparatorluğun kaderiyle birlikte kendi yazgılarını da taşımışlar.
Roman, Çaldıran’a doğru giden o kaçınılmaz yürüyüşü anlatırken bile sadece bir tarih dersi vermiyor.
Bir toplumun, bir inancın, bir milletin parçalanma korkusunu ilmek ilmek işliyor.
Ben en çok, insanların bu büyük savaşın ortasında nasıl ezildiğini, nasıl bir kimlik arayışına sürüklendiğini hissederken etkilenmiştim.
Ve kitabı bitirdiğimde içimde şöyle bir tat kalmıştı:
“Tarih dediğimiz şey sadece kazananla kaybedenin hikâyesi değil… İçinde binlerce insanın kalbi var.”
İskender Pala ile ilk kez tanıştığım bir kitap olması çok doğal…
Çünkü Şah ve Sultan, insanı kendine çeken o dille yazılmış nadir romanlardan biri.
Bittiğinde bir boşluk bırakan, kapattığında bile içindeki o tarihi duygu kopmayan türden..
Keyifli okumalar dilerim..