Puan vermedi·272 syf.··Beğendi
· 15 – Nick Mansfield: Öznellik – Freud’dan Haraway’e Benlik Kuramları
Giriş – Benliğin Çatlağında Yaşamak
Kendimize “ben” dediğimiz o içsel alanın ne kadarının gerçekten bize ait olduğunu çok az düşünürüz. Çoğu zaman benlik, içimizde yer alan doğal bir çekirdekmiş gibi kabul edilir: sabit, tutarlı, kontrol sahibi. Nick Mansfield’ın Öznellik kitabı ise bu konforlu varsayımı kökten sarsıyor. Modern insanın kendini tanımlama çabalarının aslında ne kadar kırılgan olduğunu, benliğin tarih boyunca nasıl farklı şekillerde üretildiğini gösteren bir düşünce atlası sunuyor.
Bu kitap bir kuram özetinden ziyade, benliğe dair tüm büyük anlatıların bir çeşit zeminsizliğe işaret ettiğini hatırlatan bir yolculuk. Freud’dan Lacan’a, Foucault’dan Butler’a ve Haraway’e uzanan geniş hatlar boyunca Mansfield, öznenin hem içsel çatışmalar hem de dışsal iktidar mekanizmaları tarafından kurulduğunu söylemekle kalmıyor; “ben dediğimiz şeyin” sanılandan çok daha geçici, esnek ve kırılgan olduğunu da somutlaştırıyor.
Freud – İçsel Bölünmenin Keşfi
Mansfield’ın yolculuğu Freud’un açtığı büyük yarıkla başlıyor. Freud’un modern özneye yaptığı katkı, insanın kendi içinin artık güvenli bir yer olmaktan çıkmasıdır. Bilinçdışı, Mansfield’ın çerçevesinde bir “iç karanlık” değil; öznenin kendi üzerinde tam bir hâkimiyet kuramayacağının ilanıdır.
Freud’un benliği id, ego ve süperego arasındaki çatışmalar üzerinden tanımlaması, Mansfield’a göre benliğin bir birlik değil, sürekli müzakere edilen bir denge hâli olduğunu gösterir. Modern özne, Freud’un çizdiği tabloda kendi kendisinin yabancısıdır; kendisine en uzak olan, çoğu zaman içinde taşıdığı şeydir.
Mansfield’ın Freud bölümünde dikkat çektiği şey, psikanalizin sadece klinik bir teori olmaktan çıkıp kültürel bir eleştiriye dönüşmesidir: İnsan, bilinçli bir varlık olmadan önce çatışmalı bir psişik alanın içinde doğar. Bu nedenle özne hiçbir zaman “tam” değildir.
Lacan – Dilin İçinde Kaybolan Ben
Freud’un bıraktığı yerden Mansfield, anlatıyı Lacan’la derinleştirir. Lacan’ın “özne dil tarafından kurulur” tezi, Mansfield’ın yorumuyla benliğin nasıl daha oluşmadan parçalandığını gösterir.
Lacan’da özne, kendisini önce bir aynada görür; ancak bu görüntü, gerçekliğin değil, bir yanılsamanın ürünüdür. Mansfield, bu yanılsamayı benliğin temel gerilimi olarak sunar: Kendimizi bir bütün sanırız ama o bütünlük zaten dilden ve ötekinden ödünç aldığımız kırılgan bir imgedir.
Dil, Mansfield’ın açıklamasında yalnızca iletişim aracı değildir; arzu, yasa ve kimlik dilin sınırlarında şekillenir. Lacan’ın arzu kavrayışı Mansfield’ın elinde oldukça berraklaşır: Arzu hiçbir zaman tam olarak doyurulamaz, çünkü özne daima eksik üzerinden var olur.
Foucault – Özne Olarak İtaatkârlık
Mansfield’ın en politik bölümü Foucault’ya ayrılmıştır. Foucault’nun özneyi tarihsel iktidar ilişkileri içinde düşünmesi, benliğin aslında hiçbir zaman “bireysel” bir yapı olmadığını gözler önüne serer.
Mansfield, Foucault’nun disiplin toplumu analizini günümüz neoliberal dünyasına bağlar: Artık iktidar dışarıdan dayatılan bir güç değil, bireyin kendi üzerinde kurduğu içsel bir baskıdır.
“Verimli ol, geliştir kendini, optimize et” gibi çağdaş komutlar, Mansfield’ın ifadesiyle artık dışsal bir otoriteden değil, bireyin kendi içselleştirdiği normlardan gelir. Bu nedenle modern özne, görünürde daha özgür fakat gerçekte daha çok kuşatılmıştır.
Mansfield, Foucault’nun düşüncesini yalnızca tarihsel bir analiz olarak sunmaz; bugünün dijital gözetim, performans kültürü ve başarı anlatılarıyla ilişkilendirerek derinleştirir.
Butler – Kimliğin İnce Performansı
Toplumsal cinsiyet teorilerinin merkezinde yer alan Judith Butler, Mansfield’ın anlatısında öznenin sabit bir kimlik değil, tekrarlarla kurulan bir performans olduğunu hatırlatır.
Mansfield’ın Butler okuması özellikle düşündürücüdür: İnsanın kimliği, önceden verilmiş bir özden değil, yinelenen davranışlardan, jestlerden, söylemlerden oluşur. Bu nedenle benlik bir süreçtir; tekrarın içinde yer yer kırılır, yer yer güçlenir.
Butler’ın performativite kavramı Mansfield’ın elinde dar anlamda toplumsal cinsiyete indirgenmez; her öznellik biçiminin sürekli yeniden üretildiği bir alan olarak genişletilir. Bu şekilde özgürlük, kimliğin dışına çıkmak değil, kimliği oluşturan tekrarların arasındaki çatlaklarda belirir.
Haraway – İnsan-Sonrası Bir Benlik
Kitabın en radikal adımı, Mansfield’ın Haraway bölümünde atılır. Teknolojiyle iç içe geçmiş bir çağda yaşarken öznenin artık beden–bilinç–kimlik üçlüsüne sıkıştırılamayacağı açıktır.
Haraway’in siborg figürü, Mansfield’ın anlatısında insanı merkeze almayan bir özne fikrini temsil eder: İnsan, makine, hayvan, veri, ağlar… hepsi öznenin genişletilmiş bir parçası haline gelir.
Mansfield burada önemli bir tespitte bulunur: Haraway’in hedefi insanın yok oluşu değil, insan-merkezli özne anlayışının çözülmesidir. Bu, bugünün dijital kimliklerinin, veri tabanlarının, algoritmaların ve biyoteknolojik genişlemelerin tam ortasına yerleşen bir düşüncedir.
Özne artık “ben” diyen bir bilincin içsel hakikati değildir; ilişkiler, akışlar, ağlar tarafından sürekli yeniden üretilen çok katmanlı bir oluşumdur.
Sonuç – Kendimize Ait Olmayan Bir Benlik
Mansfield’ın Öznellik kitabı, benlik üzerine düşünmenin bir tür cesaret gerektirdiğini gösteriyor. Çünkü özneye dair her kuram, bize aynı gerçeği hatırlatıyor: Kendimiz sandığımız şey, tek bir merkezden, tek bir özden, tek bir hakikatten ibaret değil.
Freud’un çatışmaları, Lacan’ın eksikliği, Foucault’nun iktidarı, Butler’ın performansı, Haraway’in ağları… Hepsi benliğin farklı yüzlerini gösteriyor.
Mansfield bu yüzleri tek bir senteze indirgemez; aksine onların arasındaki gerilimi görünür kılar. Bu nedenle kitap, özneyi açıklayan bir rehberden çok, özneyi dağıtan ama bu dağılmanın içinde yeni bir kavrayış imkânı sunan bir düşünsel haritadır.
Okur, kitabı bitirdiğinde şu soruyla baş başa kalır:
Ben sandığım şey gerçekten bana mı ait, yoksa beni önceleyen söylemlerin ve ilişkilerin bir toplamı mıyım?
Mansfield’ın cevabı kesin değildir; ama belki de asıl önemli olan, bu soruyu artık erteleyememektir.
–Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 03.12.2025