15 – Nick Mansfield: Öznellik – Freud’dan Haraway’e Benlik Kuramları
Giriş – Benliğin Çatlağında Yaşamak
Kendimize “ben” dediğimiz o içsel alanın ne kadarının gerçekten bize ait olduğunu çok az düşünürüz. Çoğu zaman benlik, içimizde yer alan doğal bir çekirdekmiş gibi kabul edilir: sabit, tutarlı, kontrol sahibi. Nick Mansfield’ın Öznellik kitabı ise bu konforlu varsayımı kökten sarsıyor. Modern insanın kendini tanımlama çabalarının aslında ne kadar kırılgan olduğunu, benliğin tarih boyunca nasıl farklı şekillerde üretildiğini gösteren bir düşünce atlası sunuyor.
Bu kitap bir kuram özetinden ziyade, benliğe dair tüm büyük anlatıların bir çeşit zeminsizliğe işaret ettiğini hatırlatan bir yolculuk. Freud’dan Lacan’a, Foucault’dan Butler’a ve Haraway’e uzanan geniş hatlar boyunca Mansfield, öznenin hem içsel çatışmalar hem de dışsal iktidar mekanizmaları tarafından kurulduğunu söylemekle kalmıyor; “ben dediğimiz şeyin” sanılandan çok daha geçici, esnek ve kırılgan olduğunu da somutlaştırıyor.
Freud – İçsel Bölünmenin Keşfi
Mansfield’ın yolculuğu Freud’un açtığı büyük yarıkla başlıyor. Freud’un modern özneye yaptığı katkı, insanın kendi içinin artık güvenli bir yer olmaktan çıkmasıdır. Bilinçdışı, Mansfield’ın çerçevesinde bir “iç karanlık” değil; öznenin kendi üzerinde tam bir hâkimiyet kuramayacağının ilanıdır.
Freud’un benliği id, ego ve süperego arasındaki çatışmalar üzerinden tanımlaması, Mansfield’a göre benliğin bir birlik değil, sürekli müzakere edilen bir denge hâli olduğunu gösterir. Modern özne, Freud’un çizdiği tabloda kendi kendisinin yabancısıdır; kendisine en uzak olan, çoğu zaman içinde taşıdığı şeydir.
Mansfield’ın Freud bölümünde dikkat çektiği şey, psikanalizin sadece klinik bir teori olmaktan çıkıp kültürel bir eleştiriye dönüşmesidir: İnsan, bilinçli