Gönderi

Tiger Lily İle Sağ Gösterip Sol Vurmak
7/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2025 160. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2025 22:53
Bugün bir Peter Pan uyarlamasıyla karşınızdayım. Öncelikle yabancı ülkelerde bu masal ve bunun gibilerin tonla uyarlaması varken ne yazık ki çok azı Türkçeye çevrildiği için böyle eserleri bulmak bir hayli zor. O yüzden de Düşler Ülkesi ya da asıl adı olan Tiger Lily, ile karşılaştığım için çok ama çok mutluyum. Belirtmek isterim ki bu hikâye orijinal masaldan bir hayli farklı, zaten o yüzden de ilgi çekici. Yazar Jodi Lynn Anderson alışılmışın dışında bir yaklaşım izleyerek ana karakter olarak Wendy’yi değil de Kaplan Zambağı’nı (Tiger Lily; kitap ismini de buradan almış zaten) seçmiş. Ve onunla Peter Pan arasında romantik bir şeyler oluyor. Ayrıca tüm kitap da favori perimiz Tinker Bell’in ağzından anlatılıyor. Konusu ise şu şekilde: Her şey Düşler Ülkesi’nin yerli halkından biri olan Kaplan Zambağı ile başlıyor. Kendisi adada bulunan birçok farklı kabileden biri olan Gök Yiyiciler’in bir üyesi. Ama o, en basit tabirle, biraz farklı biri; kabilesindeki diğer kızlara kıyasla çok daha güçlü, vahşi ve erkeksi. Tik Tak adındaki şamanın üvey kızı. Bu arada belirtmeliyim ki Düşler Ülkesi, dünyadaki son tuhaflıkların kaçıp bir araya geldiği nadir bir yer. Dünyanın geri kalanı artık tamamen keşfedilmişken orası tüm o acayiplikleriyle birlikte bir şekilde gözlerden uzak kalmayı başarmış. Burası perilerin, denizkızlarının ve pek çok değişik hayvanın yaşadığı hem güzel hem de bir o kadar tehlikeli bir ada. Ayrıca Düşler Ülkesi canlıları için zaman bile farklı çalışıyor. Çünkü orada herkes hayatının bir noktasında yaşlanmayı bırakıyor ve sonrasında da hep aynı şekilde kalıyor. Bazıları büyümeyi çok daha erken bırakırken bazılarının ise büyümeleri biraz yaşlandıktan sonra duruyor; bu durumun sebebi ise herkes için gizemini koruyor. Bir gün kabilenin diğer çocukları adalarına şans eseri ulaşan ama batmakta olan bir İngiliz gemisi görüyorlar ve Kaplan Zambağı’na da haber vererek uzaktan onu seyrediyorlar. Gemiden sadece tek bir kişi sağ kurtuluyor, o da kel ve hasta bir adam olan Phillip. Ada yerlileri dış dünya insanlarından korkar çünkü onlara “yaşlanma hastalığını” bulaştırabileceklerini zannederler. Bu yüzden de Phillip’in ölmesine karar veriyorlar. Ama Kaplan Zambağı, her şeye rağmen batan gemisinden kurtulmayı başaran adama üzülüyor ve onu kurtarıyor. Kabilesi ona kızıyor ama yine de kızın yaralı adamla ilgilenmesine izin veriyorlar. Kaplan Zambağı ise köyünden uzaktaki eski bir taş evde Phillip’e bakmaya başlıyor. Düşler Ülkesi’nde korsanlar da vardır ve onlar İngilizlerden nefret eder; üstelik aynı ülkeden olmalarına rağmen. Söylentiye göre korsanları adaya Kaptan Hook getirmiş çünkü efsanelerde bahsedilen bu cennet gibi adaya ulaşmak ve adadaki sonsuz gençliği elde etmeyi istemiş. Ne yazık ki uzun uğraşlar sonucunda Düşler Ülkesi’ne ulaşmayı başardığında hayal kırıklığına uğramış çünkü ne karşısında bir cennet bulmuş ne de gençliği elde edebilmiş. Yine de adamlarıyla beraber adada kalmaya devam etmiş ve onun aksine yaşlanması duran, üstelik “mürettebat” diye getirdiği çocukları kendisinden çalan Peter Pan’dan da bu yüzden aşırı derecede nefret eder. Neyse, Hook adaya gelen son İngiliz gemisinin haberini alınca harekete geçiyor ve Gök Yiyici kabilesine de gidip bir uğruyor. Bu arada korsanlar ve Gök Yiyiciler arasında bir ateşkes anlaşması var ve onlar Kayıp Çocuklar’ın aksine yerlilerle düşman değiller. Sonra Kaplan Zambağı öğreniyor ki Hook ve adamları Phillip’i bulup ipini çekmişler. Eh, kız da öfkeleniyor haliyle ve onları takip ediyor. Hatta içlerinden birini, Smee’yi, kıyıda köşede sıkıştırıyor ama öldürmeden bırakıyor çünkü hem koca adam ölmemek için ağlıyor hem de biliyor ki aralarındaki ateşkes yüzünden tutup da korsanlara saldırırsa köyünün başına iş açar. Son anda vazgeçerek de sinirini oraya buraya vurarak çıkarmaya başlıyor. Aslında Kaplan Zambağı Peter’ı daha önce bir kere uzaktan görmüştü ama işte o an Peter bir anda yeniden ortaya çıkıyor ve kızı yakalayıp bağlıyor. Meğerse onu izlemiş ve İngiliz adamla ilgilendiğini öğrenmiş ve aslında adamı da o öldürmek istiyormuş çünkü İngiliz’in kaldığı yer onun bölgesine yakınmış falan. Korsanlar kendisinden önce davranınca da sadece olayları izlemekle yetinmiş. Peter bizim Kaplan Zambağı’nı çok güçlü olduğu için onu başta erkek sanıyor ve gösterdiği gayreti takdir ediyor. Sonra bir anda hiç tanımadığı yabancı için bir cenaze töreni düzenliyor. Peter’ın böyle dengesiz hareketleri çok var, o yüzden takılmayın; n’apalım, o da böyle biri. Kızın boynunda Phillip’in ölmeden önce ona verdiği inci bir kolye vardı; Peter çalıyor tabii kolyeyi Kaplan Zambağı’ndan. Sonra kız iplerinden kurtulduğu gibi kaçıyor ve köyüne geri dönüyor. Şimdi Kaplan Zambağı normal hayatına kaldığı yerden devam ediyor etmesine de yakında hiç istemediği biriyle, Dev’le, evlenmesi gerekecek çünkü kabiledekiler öyle karar verdi. Kız da kaynanası olacak Ateş Teyze’nin kendisi için verdiği görevleri yerine getiriyor ama gıkını bile çıkarmıyor. Peter’la karşılaşmalarının üzerinden dört gün geçmişken de yeni bir gelişme yaşanıyor ve bir gece işlerden sonra kendi evine döndüğünde yatağının üzerinde bir haritayla bir not buluyor. Notta “Bizi bul.” yazıyor. Kaplan Zambağı Kayıp Çocuklar’dan ve Peter’dan uzak durması gerektiğinin farkında çünkü onların tehlikeli olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçek. Gel gör ki sonunda merakına yenik düşerek onları bulmaya gidiyor ve üstün iz bulma yetenekleri sayesinde çocukların geride bıraktığı en ufak izleri bile fark ederek onların yaşadığı gizli ini bulmayı başarıyor. Böylelikle Kaplan Zambağı resmî olarak ilk kez Peter ve çocuklarla tanışmış oluyor. Daha sonraları pek çok kez yeniden bir araya geliyorlar. Kaplan Zambağı sessiz sakin biri olmasına rağmen bir süre sonra çocukların vahşiliğinden etkileniyor ve onlarla güzel vakit geçirmeye başlıyor. Bu esnada da Peter’la giderek yakınlaşmaya başlıyor. Şimdi, normalde konusunu kısa tutardım ve mümkün olduğunca spoiler vermekten kaçınırdım ama bu sefer biraz özet şeklinde yazmak zorunda kaldım çünkü hikâyeyi hatırlamak istiyorum. Ben de bir Peter Pan uyarlaması yazıyorum ve bu kitabı okuma amacım da birazcık yazıma yardımcı olması içindi. Haliyle ayrıntıları hatırlamam çok önemli. Bu kitapla ilgili sevdiğim en önemli şey perilerin yapısı: Hikâyeye göre periler konuşamaz çünkü amipten yusufçuğa, oradan da periye evrilirlerken bir noktada dil yetilerini kaybetmişler. Bu da onları muazzam gözlemciler yapıyor. En ufak seslere, kalp atışlarına, nabzın farklı vuruşlarına ve hatta beyindeki sinirlerin hareketlerine öylesine duyarlılar ki neredeyse insanların zihinlerinin içindeler ve hatta bazı zamanlar onların anılarını bile görebiliyorlar. Ve konuşamayan Tinker Bell’in bu hikâyeyi anlatıyor olması da bu yüzden çok hoş çünkü o en başından beri her şeye tanıklık eden yegâne kişi. Kaplan Zambağı güçlü ama sessiz bir karakter. Konuşmayı, arkadaşlık kurmayı ya da insanların yanında olmayı, onlara destek olmayı çok beceremiyor; yine de elinden geleni yapıyor. Köyde iki tane arkadaşı var: Çam Suyu ve Ay Gözü. Peter ve Kayıp Çocuklar ile de kısa sürede yakınlaşıyor; yani iletişim konusundaki beceriksizliği bile ona hiçbir şekilde engel olmayı başaramıyor. Peter Pan benim bugüne kadar gördüğüm tüm versiyonlarından bir hayli farklı. Orijinal hikâyede Peter büyümeyi reddeden ve sevgiyi unutan bir çocukken mesela Brom ’un Çocuk Hırsızı ’nda daha karanlık ve vahşi bir figürdü. Burada ise Peter çocuklukla yetişkinliğin kıyısında, yani yer yer iki tarafın da davranışlarını sergiliyor. Kayıp Çocuklar’a karşı şaşırtıcı şekilde düşünceli ve sevecen; ayrıca kızlarla arası da bir hayli iyi (⁠◠‿・⁠)—⁠☆ Zaten bu sayede de kısa sürede Kaplan Zambağı’nı kendine âşık ediyor ya. Gerçi kendi de ona abayı yakıyor ve hatta bayağı bir ileri gidip kıza “Karım olacaksın.” falan diyor; tutup tutup öpüyor onu. Beni çok şaşırttı Peter’ın bu davranışları ama bir taraftan da değişik bir deneyim oldu tabii. Hook bu hikâyede çok acınasıydı ve hikâye boyunca doğru dürüst bir olayı da olmadı. Yani o açıdan biraz hayal kırıklığına uğradım. Smee orijinalinden farklı olarak burada bir seri katildi; hatta Kaplan Zambağı’nı öldürmeyi de kafasına takmıştı ama sonuç olarak o da hiçbir haltı beceremedi. Ayrıca çok salak bir şekilde öldü. Yani kitap boyunca korsanlardan o kadar tehlikeli diye söz edilse de herhangi bir korkutuculukları yok aslında, aşırı derecede beceriksizler çünkü. Kitap hakkındaki fikrime gelirsek, dediğim gibi ana karakter seçimi olarak Kaplan Zambağı işleri ilginçleştiriyor ve yazarın nereden aklına bu kızla Peter’ı shiplemek geldi, inanın bilemiyorum. Yahu tamam, J. M. Barrie ’nin orijinal hikâyesinde de vardı Kaplan Zambağı ama o kadar kısa süreli gözüktü ki sen ne ara onu kendi kurgunda başrol yapacak kadar sevdin, değil mi? Kitapta Wendy yok diye düşünüyordum; son anda çıktı gene bir yerlerden ama keşke gelmez olaydı. Ben ne yazık ki bu hikâyede onu hiç sevemedim, kara kedi gibi girdi Peter’la Kaplan Zambağı’nın arasına. Hikâye çok fazla ana karakter odaklı. Yani her şey o kadar fazla Kaplan Zambağı ve Peter’a, onların arasındaki aşk üzerine yoğunlaşmış ki Düşler Ülkesi arada kaynamış gibi bir şey olmuş. Ada doğru dürüst hiç anlatılmadı. Yerel türler ve Gök Yiyiciler haricindeki halklardan neredeyse hiç söz edilmedi . Tinker Bell dışında başka bir peri ve Maeryn dışında da başka bir denizkızı göremedik ne yazık ki. Korsanlar aşırı derecede etkisiz elemandı. Düşler Ülkesi çok tehlikeli bir yer olmasına karşın bize bu tehlike hiç yaşatılmadı. Ve bana kalırsa hikayenin asıl olayı olan Peter ve Kaplan Zambağı arasındaki romantizm bile bir tuhaftı. Hadi bunu bir şekilde Peter’ın değişik kişiliğine verdik diyelim; peki ya final? Bunu spoiler vermeden size açıklayamam, gidip kendiniz okumalısınız. Yine de kusuruma bakmayın ama Wendy’nin gelişiyle beraber hikâye iyice kötüleşti ve kim ne derse desin hiçbir güç bana bu finali kabul ettiremez. Yani yazar farklı bir şey denemeye çalışmış bile diyemeyeceğim çünkü aşırı derecede mantıksızdı. Yani bakın, orijinaldeki Peter Pan imajına sadık kalsın da demiyorum ama madem bir uyarlama yaptın o zaman ona göre bir son yaz. Kendi hikâyesini şöyle bir açıp okusa, doğru dürüst bir kafa yorsa gidişatın bu şekilde olamayacağını yazar da anlardı ama yapmadığı için aşırı derecede yersiz bir sonla karşılaştık. Hah. ( ̄へ ̄凸) Aslında puan olarak içimden daha düşük vermek geliyordu da dua etsin bu evreni çok seviyorum. Ve öğrendim ki ben Peter Pan konusunda biraz gelenekselciymişim çünkü dediğim gibi finali yok sayacak kadar beğenmedim. Git de biraz Brom oku; bak o nasıl hikâyesine uygun bir final yazıyor. Neyse, uzun lafın kısası Düşler Ülkesi biraz beklentimin altında kaldı ve sonu da beni hayal kırıklığına uğrattı ama kesinlikle hikâyenin başları bayağı farklı ve güzeldi. Yani hiç değilse Peter Pan’ın başka şekilde nasıl ele alınabileceğini merak edenler en azından açıp bir okuyabilir.
1000Kitap
Düşler ÜlkesiJodi Lynn Anderson · Novella Dinamik · 2017124 okunma
·
482 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.