Edward Said (1935- 2003), Filistinli Hristiyan bir baba ile Lübnanlı Hristiyan bir annenin Filistin'de doğmuş çocuklarıdır. 1950'lerden sonra Amerika'ya göçmüş ve Amerikan vatandaşlığına geçmiştir. Kendisi özellikle oryantilizm üzerine karşılaştırmalı edebiyat alanında uzmanlaşmış bir akademisyendir.
Yukarıda aktardığım oldukça kısa olan biyografisi aslında bu kitabı yazmasına zemin hazırlayan her şeyi ortaya döküyor iddiasında bulunabiliriz. Said'in hipotezi "Batılı"nın "Doğu"ya oryantalist bir bakış açısı ile baktığıdır. Bu durum da "Doğu"yu "Doğu" olmaktan çıkarıp siyasi amaçlarla başka bir hale sokmuştur.
Edward Said kendi misyonunu da şöyle tarif ediyor; benim hayatım "Batı"lı'ya "Doğu"ya ulaşması konusunda bir köprü görevi görmeye en uygun hayatttır. Bu motivasyon ile "oryantalist"in yanlışını ortaya koyar, "Doğu"nun hangi amaçlarla nasıl aktarıldığını anlatmaya çalışır. Gerçi bu eser özelinde yanlışları tek tek düzeltmekten çok eleştiriyi hak eden kısımlara sadece sitemini beyan edip; bunları da gerekçelendirmeler ile yetinmiştir.
Çalışmasının sonunda ise daha elem verici bir noktaya temas eder ve gerçekten çok haklıdır. Artık "Batı"lının "Doğu"yu oryantalistten tanıması gibi "Doğu"lu da "Doğu"lu bir oryantalistten tanıma gayretindedir. Subhanallah!
Kitap daha çok akademik bir ekosisteme uygun olarak hazırlandığı için hipotezlerin kanıtlanması için kullanılan ve tekrar tekrar değinilen örneklerin okumayı biraz zor hale getirdiğini kabul etmek lazım. Sadece aklımda kalan belli başlı örnekleri zapt etmeyi uygun görürüm:
- Oryantalist literatür sürekli olarak bazı erken dönem oryantalist kitaplarını kaynak göstererek ilerlemiştir. Bu şu anlamlara gelmektedir: Yeterli saha çalışması yapılmıyor, yeterli dil bilgisine sahip olmayan yazarlar (Kinglake) var, aslında anlatılmak istenen tahayyüldeki "Doğu" gerçekte ne olduğundan bağımsız
-"Doğu"yu topyekun olarak görmek gibi bir yanılgı vardır. Örneğin Nerval adında bir zat Mısır üzerine yazdığı bir esere alıntı yaparken Lane adında birinin Suriye'deki köylerine dair olan gözlemlerini kelimesi kelimesi aktarmaktadır
-Oryantalist "Doğu"ya bir obje olarak bakmaktadır; onu keşfetmek içini açmak ve en çok o bilmek gibi bir arzuya kapılmıştır. Dolayısıyla örneklem insana dair olmaktan çıkarılmıştır. Theodor Nöldeke, 1887 "Benim Doğu ile ilgili eserlerimin yegane gayesi Doğu'yu ne kadar küçük gördüğümü kanıtlamaktır."
-Oryantalistler İslam'a karşı olan düşmanlıkları ile birlikte düşük ahlaklı sadece şehveti peşinde koşan bir Doğu'lu toplumu tarif etmiştir (hatta hayasız adamlar bir Arap için kamusal alanda hiç çekinmeden rahatsız olmadan izleyiceler arasında cinsel birleşmeler yaşamanın normal olduğunu iddia etmişlerdir). Hatta bunu yaparken de bireyi her zaman dışarıda tutarak külli bir şekilde asıp kesip biçip yargılarda bulunmuştur.
-"Batı" başlangıç olarak "Doğu"luya düşük ve eğitilmesi gereken olarak bakmıştır. Bu da aslında sömürgeciliklerine zemin hazırlayan fikri bir temeldir. (I. Dünya Savaşı bittiğinde dünya topraklarının %85'i Avrupa'nın sömürgesi durumundaydı).
-1973'de, Ekim Arap-İsrail çatışması hakkında New York Times Gagazin'e iki tane makale ısmarlamıştır. İsrail cephesi için yazıyı bir İsrailli hukukçu kaleme almıştır; Arap cephesi için de Arap ülkelerinden birinde zamanında büyükelçilik yapmış bir Amerikalı kaleme almıştır. Aynı zamanda bu kimsenin Şark konusunda herhangi bir resmi eseri de yoktur. Dolayısıyla "Batı"lı "Doğu"yu öğrenmek için oryantalist dışında birine imkan tanımamaktadır.
Son olarak, Edward Said "Doğu"dan okumak için çeşitli burslar ile gelen kimselerin de kaynak olamayacaklarını dile getirmektedir. Çok makul en belirgin gerekçelendirmesi ise kendi toplumundan başka bir yerde hayat sürdürmek için gelen birinin objektif bakış açısından uzaklaşacağıdır. Açıkçası Edward Said diyor ki; kendi toplumuna karşı üstenci bakar. Ben kendi gözlemlerimle bunun tersinin de çokça olduğunu kendi toplumuna karşı tapar seviyede bir muhabbete yaklaştığını da gözlemlemekteyim bazılarının. Ama şu noktada tespitleri birleştirip bu insanların emin kaynaklıklar sergileyemeyeceğini ifade edebiliriz. ( Zaten bana kalırsa kişisel deneyimlerde aslolan kardeşim bana kendi Türkiye'ni Mısır'ını Hindistan'ınını anlat demek lazım; ve dinlerken de objektif bilgiler haricinde sürekli "bence" diye başlayan cümleler duyduğunu varsaymak lazımdır)