Sergüzeşt'in "macera" anlamına gelmesi beni bir hali şaşırtmıştı. Zira kitabı okurken aklıma gelen kelime daha çok "ıstırap" oldu. Bu kitabın önemli bir kölelik eleştirisi olduğunu söylemekte yarar var. Alt metin her zaman kölelerin geçmiş toplumumuzda bir insan yerine konulmamasına değiniyor.
Her ne kadar biz Türk-İslam toplumu ve geleneğini döneminden ileri ve kusursuza yakın görüyor olsak da, bir eşya kadar bile değer verilmeyen kölelerin de aynı toplum geleneğinde olduğunu ve dolayısıyla kendi öz geçmişimiz de olsa olumlu ön yargılarla geçmiş hataları görmezden gelmenin yanlışlığını bugünün insanlarına göstermektedir kitabımız.
Bugünün insanlarına ayrıca şu mesajı çıkarmak düşer; bugünden bakarak kölelik gibi bir şeyin kötülük olduğu elbette anlaşılır ancak dönemin insanlari için bu normal kabul edilirdi. Bugünün toplumunda normal kabul edilen her şey de doğru mudur? Gelecekte bugün yaptığımız neler insanlık dışı sayılabilir, bunlarla ilgili bugünden düşünmek gerekmez mi?
Kitabımız bize bu mesajları esir bir Çerkez kız olan Dilber üzerinden veriyor. Çocukluğundan itibaren köle olan Dilber'in başına türlü kötülükler gelir. Zavallı kızın ne yasal ne de toplumsal hiçbir dayanağı yoktur. Ama o da insandır neticede, bu süreçte aşık bile olur. Ne var ki köle oluşu insancıl olan her şeyin bir şekilde önüne geçer. Baştan sona acıklı, sonu da mutsuz biten bir hikayedir onunki.