·232 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Aralık 2025 00:00 "DUBARA DUBARA"
"İnsanın ayaklarının geri geri gittiği zamanlar olur bazen. Ardına bakmamak için çabalasan da ardında kalanlarda kalır saat. O anda durur ve bir daha çalışmaz. Saat kırıldı diye vakit durmuyor ama. Kimsenin yokluğu kimsenin sonu olmuyor..."
Bazen bir kitap okuruz ve içimizi tarif edilemez bir sıcaklık, tanıdık bir lezzet kaplar. Sanki daha önce bir yerden duymuş, izlemiş, gülmüş ve o gülüşün altında derin bir şeyler hissetmişizdir. Kitabı okurken tam da bu hissi yaşadım. Günümüz gençliğinin barınma krizini, ekonomik sıkışmışlığını ve tüm bunların içinde yaşamaya çalıştıkları küçük büyük hayalleri, mizahla harmanlayan bir roman… Fakat bu eser, sıradan bir öğrencilik hikâyesi değil; her satırında hem güldüren hem düşündüren, fantastik ile gerçek arasındaki ince çizgide süzülen özgün bir anlatı.
Dipsiz Deniz ve Salih... Çocukluklarından beri yetiştirme yurdunda omuz omuza büyümüş, hayatı birbirlerinin varlığıyla anlamlandırmış iki genç. Üniversite için büyük şehre geldiklerinde, en büyük hayallerinin aslında ne kadar büyük bir lüks olduğunu acı bir şekilde anlıyorlar. Kalacak bir ev bulmak, bekledikleri kadar kolay değil. Hastane koridorları, otogar bankları… Hayata tutunma çabaları, bazen onları şehrin en beklenmedik köşelerine savuruyor.
Kiralar uçmuş, ev sahiplerinin şartları ise acımasız. Bu iki yakın dost, bir ev bulmak için girdikleri buhranlı arayışta “öğrenciye ev yok” duvarına toslayıp dururlar. Ta ki biraz aksi, biraz tuhaf bir ev sahibine denk gelene kadar…
Evin kirası makul, konumu güzel; tek şartı var:
Dairede sadece evli çiftler oturabilir.
Deniz’in zihninde “dipsiz” hayal gücü devreye giriyor. Sahte nişanlar, nikah masasına kadar giden çılgın planlar, absürt diyaloglar… Deniz bu uğurda öyle bir dünyaya dalıyor ki, gerçek ile hayal, mantık ile çılgınlık arasında ince bir salıncak kuruluyor.
“Ev için nikah masasına oturulur mu?” sorusu, hayatın gerçekleriyle dalga geçen bir maceranın fitilini ateşliyor. Düzmece bir aşk hikâyesi ve etraflarını saran tiyatral karakterlerle örülü bir “evlenme komedisi” başlıyor.
Yazar, gündelik hayatın çaresizliklerini, barınma krizini, ekonomik sıkıntıları alıp, onlardan katıksız bir mizah damıtmayı başarıyor. Ama romanı benzersiz kılan, tüm bu meseleleri karanlığa gömmeden, hatta tam tersine, yer yer kahkahalara boğan bir hayal atmosferiyle anlatması.
Hayalet oraletler,
gaflet gofretleri,
atkuyruklu emlakçılar,
çığrından çıkmış evlilik senaryoları…
Dubara Dubara’nın evreni, hem tanıdık hem masalsı, hem gerçekçi hem uçarı. Bu yönüyle çağdaş Türk edebiyatında kendine yeni bir yer açıyor: Gençliğin sıkışmışlığını karikatürize eden, ironiyle hafifleten ama asla yok saymayan güçlü bir ses.
Eser, gençliğin o bitmeyen telaşını, şehir hayatının ortasında hayatta kalma mücadelesini, dostluğun en saf ve dayanıklı halini, öyle ince ve özenli bir mizahla yoğuruyor ki, okurken kendimizi bir anda gülümserken bulup, hemen ardından hayatın o tanıdık kırılma anlarıyla yüzleşip duraksıyoruz.
Her detayda hissedilen bir samimiyet ve zekâ var. Kitabın bölüm başlarında yer alan epigraflar beni çok etkiledi. Her biri, o bölümün ruhuna ince bir hazırlık sunarken, bizlere küçük bir nefes, küçük bir düşünme aralığı veriyor.
Her karakter, her sahne öyle renkli ki, sanki yan dairemizde oturuyorlar. İsmiyle bile kahkaha attıran tipler kitabın ritmini sürekli yükseltiyor
· Dipsiz Deniz ve sadık dostu Salih’in kardeşçe bağı,
· Bilge mi tüccar mı olduğu belli olmayan Abidin Dido,
· Gönülleri fetheden Gönlüm Güzel,
· Adı gibi renkli Müjgan Rujgan,
· Efsanevi bir figür Saka Baba,
· Ve daha nicesi: Faysal Saysal, Teoman Jetoman, Servet İstikbal…
Deniz ve Salih’in sahte evlilik tiyatrosu, aslında hepimizin içinde oynadığı rollere, “yaşamak için sergilediğimiz performanslara” dair kocaman bir metafor. Ev ararken kendini nikah masasında bulan bu iki gencin serüveni, aslında bir kuşağın “yaşamak için neleri göze alabileceğinin” ironik ve samimi bir dökümü.
'Dubara Dubara' sırf komik bir öğrenci evi hikâyesi değil. Sosyal eşitsizliklerin, sistemin dayattığı saçmalıkların ve yoksulluk karşısında direnen umudun hikâyesi. Gençliğin, hayata tutunmak için bazen “dubara”ya başvurmak zorunda kalışının, incelikli ve yürek burkan bir portresi.
Kitapla Kalın.