Pezevenk Şövalye
Puan vermedi·182 syf.··
2025 83. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2025 07:48
Manon Lescaut temelde şuna dayanıyor: Eğer buna aşk diyeceksek, bu; tek taraflı sadakatin, karşılığında tek taraflı ihanetle beslendiği bir hikâye. Manon ve Chevalier des Grieux’nun ilişkisi baştan sona dengesiz, yaralayıcı ve insanın sınırlarını zorlayan bir yapı üzerine kurulu. Zaten roman daha en başta bu gerilimi açık ediyor; ne romantik bir masal vaat ediyor ne de duygusal bir eşitlik. Manon karakteri net: Hayatta tek derdi zevk ve eğlence. Sefaletle arasında mutlak bir düşmanlık var ve bu hayattan kurtulmak için yapmayacağı hiçbir şey yok. Bu noktada karakter tutarlı. Rahatsız edici ama tutarlı. Asıl problem, ona körü körüne bağlı olan Chevalier’de başlıyor. Sadakati neredeyse patolojik bir hâl alıyor ve bu sadakat onu giderek daha aşağılayıcı, daha mide bulandırıcı durumların içine sürüklüyor. Üstelik Chevalier bu durumları öyle bir karşılıyor ki, okurken insanın sinirleri bozuluyor. Ne bir kopuş var, ne gerçek bir öfke, ne de sahici bir yüzleşme. Her şey yaşanıyor ama hiçbir şey gerçekten yaşanmamış gibi geçiliyor. Chevalier sürekli onurdan, erdemden, gururdan bahsediyor. Ağzından düşmeyen kavramlar bunlar. Ama iş yaşamaya gelince ortada ne onur var ne erdem. Hayatını bu değerlerle kurduğunu, gelecekte de böyle yaşayacağını düşünüyor ama attığı her adım bunun tam tersini gösteriyor. Söyledikleriyle yaptıkları arasında uçurum var. En trajik tarafı da şu: Sürekli hayatımı feda ederim diyen bu adam, her şeyi yaşıyor ama bir tek hayatını gerçekten feda edemiyor. Demek ki insanın söyledikleriyle gerçek sınırı aynı yerde durmuyor. Bir de bitmeyen sadakatsizlik endişesi var. Chevalier neredeyse sürekli Manon’un onu bir gün daha aldatacağı korkusuyla yaşıyor. Bu kadar güvensizlikle bir insan nasıl mutlu olabilir, nasıl sevildiğine inanabilir? Kafamda deli sorular var. Ben bunun cevabını hayatım boyunca bulamam, veremem; belki başka okurlar verebilir. Aynı anda hem ihanet korkusuyla yaşayıp hem de mutlak sevgiye inanan bir karakter(siz) var karşımızda. Bu metinde ciddi bir duygusal boşluk hissi var. Ama sanırım buradaki büyük sorun çevirmen ve yayınevi. Gelelim yayınevi ve çeviri meselesine. Burada hiçbir şeyi yumuşatmayacağım: Yayınevi ya da çevirmen akıl almaz derecede kötü bir iş çıkarmış. Birinci tekil, ikinci şahıs kullanımları bile yer yer darmadağın. Cümleler kopuk, anlamlar yarım. Bazı bölümlerde durup “burada ne demek istedi?” diye düşünüp cümleyi zihnimde yeniden kurarak ilerledim. Üstelik yalnızca anlatı değil; düşünür alıntıları, klasik göndermeler bile hatalı. “Bunu böyle demiş olamaz” diyerek araştırıp doğrusunu kendim bulduğum yerler oldu. İlk kez bu kadar özensiz, bu kadar başıboş bir çeviriyle karşılaşıyorum. Böyle bir metnin büyük, gerçekten edebiyata saygısı olan bir yayınevi tarafından hâlâ düzgün bir baskıyla yayımlanmamış olması da ayrıca tuhaf. Ama bütün bunlara rağmen — evet, buna rağmen — iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu. Çünkü bu hikâyeyi okumadan geçmek istemezdim. Özellikle Kamelyalı Kadın’dan sonra. Bu kitap, Alexandre Dumas (fils)’in neden o hikâyede sürekli bu karakterlere, bu karanlık ilişki biçimine döndüğünü çok daha net gösteriyor. Dumas’ın duygusal dünyasını, neyin içinde debelendiğini, Maria ile yaşadığı aşkın hangi yaralardan beslendiğini daha iyi anlıyorsun. Kamelyalı Kadın bir anda başka bir yerden anlam kazanıyor. O yüzden evet: Çeviri berbat, yayınevi feci, metin yer yer duygusuz ve sorunlu. Ama hikâye hâlâ ayakta. Rahatsız edici, sinir bozucu, eksik ama özel. Bu yüzden her şeye rağmen, iyi ki okudum diyorum. Bu hikâyenin beni neden bu kadar içine çektiğini, Kamelyalı Kadın’ı okuyan ya da okumayı düşünenler için neden bu kadar belirleyici bir yere oturduğunu ise orada daha ayrıntılı anlatmıştım. Okumak isteyenler için, daha önce yazdığım Kamelyalı Kadın incelemesinin linkini buraya bırakıyorum. #290341928
Manon LescautAbbe Prevost · Amore Yayınevi · 2025124 okunma
·
8 +1'leme
·
4.447 Gösterim
8 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kamelyalı Kadın'da yer aldığı için daha derinlikli bir kitap olarak düşünmüştüm ama pek de değilmiş sanırım:) Elinize sağlık🙏
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim. Hikayede sorun yok çeviride ve yayınevinde büyük sorun var. Kamelyalı Kadın’a gelince hikayede atıf yaptığı yerleri çok net anlayabildim bu açıdan memnunum. Umarım iyi bir yayınevi bu kitabı çevirir.
Yayınevi pek içime sinmese de, Dumas’ın hatırına bu kitabı elbette okuyacağım. İncelemenize sağlık; yerinde ve özenli bir değerlendirme olmuş. Keyifle okudum. Böyle titiz incelemeler, yayınevine rağmen kitabın değerini yeniden hissettiriyor insana.
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim😊🙏. Ama… Son iki kitaptan biri bende, sonuncusu sizde patladı😂. Artık okursunuz herhâlde.
Ah senin şu başlıkların beni öldürüyor 🤓😂
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Burada dokundurma falan yok inan bu direk öyle😂
çok güzel yakalamışsınız, elinize sağlık. madem hastalıklı ilişkiler, öyleyse üçüncüsünü de ben önereyim size: bilinmeyen bir adamın notları Adolphe... bu ikisinden farkı, kitap olarak basılsın diye yazılmamış, duygularının çelişkileriyle cebelleşen bir adamın günlük benzeri tuttuğu "kendine notları" sonradan kitap haline getirilmiş, öyle ham öyle içten öyle doğrudan ki insan okurken kızsın mı, anlasın mı, hak mı versin, acısın mı bilemiyor.
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
yekta garip çok teşekkür ediyorum öneri ve yardımınız için ben farklı bir isimle arayınca bu kitabı gördüm ama o olmadığını düşündüm. Belli bir zaman geçsin bu konuların üzerinden gerçeğe yakın bu hikayeyide okuyacağım.
İnceleme yine çok güzel Şövalye ruhlu bir adam olamamış demek ki korkuları yüzünden aşkına sahip cıkamamış. Her zaman klasik aşık adamdan ziyade farklı bir karakter okumak ta besleyici olmuştur.
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Biliyorsunuz, şövalyelik verilen bir unvan; ama ruha şövalyelik verilemiyor tabii ki 🙂 Kesinlikle, her zaman klasik âşık adamdan ziyade farklı bir karakter okumak çok besleyici oldu… Anlatamam 🙂
Reklam
Emeğinize sağlık 🙏 Anlaşılan okuması epey yorucu olacak bir eser. Bir yandan sinir bozucu tipler bir yandan da kötü çevirmenin marifetleriyle boğuşmak derken perişan olur insan:)
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim hocam, hiç sormayın… Resmen hikâyeye mecbur kaldım. Okumasam içimde kalacaktı, okusam perişan olacaktım. Ben de okuyarak perişan olmayı seçtim 🙂