·126 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Nisan 2018 20:39 Türk edebiyatının Gamlı Prensesi olarak bilen Tezer Özlü, Oğuz Atay'ın devamı ve onun kadın hali. Yazar üç yazarın doğup-büyüdüğü ve öldükleri şehirlere bir gezi yapıyor. Bu gezi esnasında yazar kendinde uyandırdığı duyguları psikolojik yanı ağır basan kapalı bir anlatımla okuyucuya aktarmıştır. Benim ilk Tezer Özlü deneyimim oldu ve geç kalmışım yazara.
Ölüm, intihar, yok oluş, ait olamak.... kavramları kitabın tamamına sindirilmiş. Buram buram buhran ve hüzün kokan roman da diyebilirim.
..
..
Tezer Özlü'nün bir diğer yolculuk imgesi ise trenler.Trenler, onu kendi içine götüren araçlar değil yalnızca, bir nevi yol arkadaşı da. Ağlamalarına, gülmelerine, diş ve baş ağrılarına ortak olan tek varlık. Tren burada akıcılığı yani dinamik bir zaman dilimini anlatmakta. Yazar tren-otel ve şehir üçlemi arasında kavramsal olguları ele almakta.
..
..
Özlü'nün tek başına kaldığı otel odaları da yolculuğunun başka bir tanığı oluyor. Uyku bozuklukları, bir türlü dinmek bilmeyen baş ağrıları, hepsine tek tek şahit oluyor bu odalar. Özlü'nün de dediği gibi,
"Her zaman yabancı insanlar bize dostlarımızdan daha çok sunan, veren kişiler. Öyleyse yaşamımızı neden yabancılar arasında geçirmiyoruz?". Mesela yabancı otel odaları, yabancı kentler, yabancı sokaklar, yabancı yollar gibi?
..
..
"Duygular, duygular, duygular. Bırak kentleri, bırak yapıların görkemini, yoksulluğunu, bırak yolları, istasyonları, insanları, yabancıları, sevdiklerini, çocukluğunu, ölen uzaktaki insanlarını, bırak, bırak, bırak içinde seni kemiren seni bırak. Bak nerelere varıyor gökyüzü. Hangi zamanlara. Hangi sonsuzluğa. Git."
"Gitmekten yılmayacağım. Kentlere gitmek, kocalara gitmek, geri dönmek, ülkelere gitmek, tımarhaneye gitmek, gene gitmek, gene gelmek, hiçbir şey yıldırmayacak beni. Yaşamı, GİTMEK olarak algılıyorum."
"Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu."
"Duvarlar yaşamımızdaki mezarlar mı?"
..
..
Pavese demiş ki "Gövdemizin işleyişindeki incelikleri ancak bir hastalık sonucu anlayabiliriz. Aklımızın ve ruhumuzun işleyişini de dengemizi yitirdiğimiz zaman." Tezer Özlü de akıl hastanesinde kaldığında ruhumuzun işleyişini anlamış sanırım. Toplumun akılla bağdaşmayan düzende olduğuna, yemek yemenin bile yük olduğu bedeninde ruhunun hapsolmuşluğuna, bir yere ait olmamanın insan özgürlüğü için şart olduğuna inanıyor.