birkitapbirilktir profil resmi
birkitapbirilktir kapak resmi
Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku... Sabahattin Ali
TDE ÖĞRT.
@birkitapbirilktir/instagram
121 okur puanı
04 Eyl 2017 tarihinde katıldı.
Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku... Sabahattin Ali
TDE ÖĞRT.
@birkitapbirilktir/instagram
121 okur puanı
04 Eyl 2017 tarihinde katıldı.
  • Laia Asie Odo
    698-769
    Bütün olmak parça olmaktır;
    gerçek yolculuk geri dönüştür.
    Düşte zaman yoktur, süreklilik tümüyle değişmiştir. Mit ve efsanede zaman yoktur. Masal 'Bir zamanlar' derken hangi geçmişten bahseder? Böylece gizemci, mantığıyla bilinçaltını yeniden birleştirdiğinde her şeyin tek bir varlık olduğunu görür ve sonsuz geri dönüşü anlar.
    "Daha az mükemmel ama daha insanca bir yaşam kurmaya gidiyorlar." der Nikolas Berdyaev.
    Anarşist dünya (Anarşi: başsızlık-Yunancada arche: baş, başat;ana-öntakısı ise olumsuz iyelik, - sız,- siz demek), bir yandan da "şeyleri " mal ve müzikleri olmayan anlamına geliyor.

    Mülksüzler benim Ursula ile ilk tanışma kitabım oldu. Tamamen bilim - kurgu tarzda yazılmış olabilir ama yaşadığımız çağı ironik tarzda ele almış.Kitap dispotik bir o kadar da ütopik. Tabi benim için bunların çok ötesinde bir kitap. Üzeinde fazlasıyla düşünebileceğiniz bir kitap. Yazarın müthiş bir hayal dünyasında kaybolup gidiyorsunuz. Anlatım akıcı olmakla birlikte yer yer akıcılığı bozan alışığın dışındaki kelimeler okumayı yavaşlatmakta ama bir çırpıda okunup bitecek bir kitap. Kitabın hiçbir yerinde yavan anlatıma rastlanılmıyor bu da yazarın mükemmeliğini ortaya koymakta.
    Az da olsa metofarlardan da yararlanarak yaşadığımız çağa farklı bir bakış açısıyla bakmamızı sağlıyor. Keyif alarak okudum, bir taraftan da hımm diyip evet, doğru bu. Kitabın hem tam merkezindesiniz hem de çok çok uzağındasınız,felsefenin tam da ortasındasınız. Bir tarafta sahip olunamayan bir hayat bir tarafta da mülkiyetçi zihniyet . Anarres ve Urras birbirinden tamamen farklı iki dünya. Anarres anarşist, Urras kapitalist sistemin birbirine zıt iki kutup .Anarres'teki anarşistler kıtlığı paylaşırkenn Urras (bu arada USA- SSBC nin kısaltmasıl.)Biz hangisinin içindeyiz. Dünya denen bu yerde mülkiyet, sahiplenmek bireyin olmazsa olmazı durumu. Doğanın insanlara bahşettiği sonsuz kaynak, Odocuların mülkiyet anlayışından kaçıp gittiği yeni bir yaşam modeli. Odoculuk bir felsefe, bir yaşam tarzı. Herkes birbiri için var ve varlıkları bir başkası için yeniden bir yaşam olmakta. Bebekler dünyaya getiriliyor ama sütten kesilince  başka bir yerde ebeveynsiz yaşama,  tek başına; biri tarafından sahiplenilmeden var olmak. Burada yazar bu metefor ile hayvanlardaki içgüdüsel yaşamı yeni yaşam merkezine taşımakta. Besle, bir zamana kadar büyüt ve senin olmayacakmış gibi doğaya yani yuvaya geri bırak. Uzmanlık var ama ihtiyaç duyulduğu anda başka alanlarda da faydalı olabilmek için çalışmak zaruri. Toz, kuraklık, sınırlı sayıda yiyecek, sana ait olmayan mekan, iş, çocuk. Emek kiminse hak herkesin.
    Bizler büyütülürken daima 'iyelik eki ve birinci tekil şahıs ekinin' yaygın olduğu cümle kurulumuyla istek ve taleplerimizi ifade ettik. Mesela, 'ellerim acıyor' değil, 'eller bugün bana acı veriyor.' sana ait olan organın sana ait olmuyor burada. Onlara asla sahip olmamanız gerekmekte.
    'Bu benim, şu da senin' yerine , 'bunu ben kullanıyorum , şunu da sen' paylaşmanın cümle kurgusundaki mükemmelliği. Bilinçaltı toplama kampında bu şekilde kurulan cümleler 'sen sana ait değilsin mesajı vermekte.
    Sahiplenmemeyi en güzel anlatan iki güzel insanın şiirine  yer vermek istiyorum. Umarım okursunuz
    Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
    “O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
    Demeyeceksin işte.
    Yaşarsın çünkü.
    Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
    Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
    Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
    Senin onu sevdiğinden…
    Çok sevmezsen, çok acımazsın.
    Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.

    Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
    Senin değillermiş gibi davranacaksın.
    Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
    Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
    Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
    Paldır küldür yürüyebileceksin.
    İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
    Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
    Gökyüzünü sahipleneceksin,
    Güneşi, ayı, yıldızları…
    Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
    “O benim.” diyeceksin.

    Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin…
    Mesela gökkuşağı senin olacak.
    İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
    Mesela turuncuya, ya da pembeye.
    Ya da cennete ait olacaksın.
    Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
    Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
    Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
    İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

    Can YÜCEL

    Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
    Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
    Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
    Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
    Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
    Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
    Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.
    Çünkü ruhlar yarındadır,
    Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
    Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
    Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
    Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.
    Siz yaysınız,çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
    Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür
    Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
    Okçunun önünde kıvançla eğilin
    Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar
    Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.
    Halil Cibran
    Farklı ülke, farklı zaman, farklı yazarlar ama verilmek istenen mesaj aynı. Biri bilim-kurguyu araç edinirken diğeri felsefeyi araç edinmekte, bir diğeri ise edebiyatın imgesel anlatımını araç edinmiş. Yuvaya yani öze dönüşün kadim bilgeliğini onları okuyanlara bu şekilde vermekte. Keyifli okumalar dilerim.
  • Ben bütün okuyucuların aksine önce Focult Sarkıcı'nı okudum daha sonra Gülün Adı romanını okudum. Biraz ilginç okuma tarzı oldu. Focualt Sarkacı, inanılmaz bir keyif verdi ve 3 gün gibi kısa bir sürede bitti. Ama Gülün Adı günlerce elimde kaldı garip bir şey ama sıkılmadım desem yeridir belki de Focualt Sarkacı'nın şaşırtıcı anlatımından kaynaklanmış olabilir. Bu kitapta Orta Çağ katedrali rahip papaz, kardinal okulunda geçen gizemli olaylara polisiye tarzı anlatımla güç vermiş yazar.
    Yazarın anlatımı, metinlerarası uyumu, konunun açık ve anlaşılır olması; ele aldığı konuyu daha anlaşılır kılmıştır. Kitap, insana Orta Çağ dönemini özelliklede de dini hayat ve bu camiaya ait kişiler hakkında inanılmaz bilgiler vermekte. Orta Çağ dönemini kapsayan o yüzyılda Ruhban sınıfı, Hristiyanlık inancı çevresinde kalmayarak gerek İslamiyet gerek Musevilik gerekse bu dönemde yaşamış din bilginleri veyahut diğer bilginler hakkında derin bilgiler vermekte. İsmi geçen gruplar ve alimler üst düzey ya da olağanüstü bir bilgi birikimine sahipler.
    Yeni bir o kadar da farklı konular jakkında okıyıcusuna bilgi vermekten geri kalmamaktadır.
    Hani bilmiyorum kıyaslamam ne kadar doğru ama Focult Sarkacı'ndan aldığım okuma keyfini bunda bulamadım. Hem konu çeşitliliği hem de insandaki merak duygusu çok sığ. Hani dedim ya bendeki handikap kitapları sırasına uygun okumamak.
    Gülün Adı romanı da hakkını verecek dolu bir bilgi birikimine sahip. Eco okumak bir ayrıcalık, kendine has bir kalemi var. İlerleyen zamanda Eco' yla okumalara keyifle devam edilecek. Keyifli okumalar dilerim.
  • Eğer yola çıkarsan her zaman gittiğin yere ulaşırsın çünkü bütün yollar aynı yola çıkar. Olur da dönmek istersen her zaman da geri dönersin-yuvaya-.
  • ️Artık Proust okuyorsanız olay örgüsünü bir kenara bırakıp cümlelerdeki derin anlatımı, felsefik düşüncelere, edebiyatın vazgeçilmezi imgeli anlatımınım doruk noktasındasınız demektir.
    Proust'un yazarlığına ve anlatımına diyecek bir şey yok, harikulade bir anlatımı var. Kitabın konusu ve anlatımına dair bir şey yazamayacağım. Şayet ilk başta dediğim gibi, konu ve anlatım yok, Proust okumayı seçtiyseniz üslup odaklı  ve edebi sanatlarla oluşturulan bir konu bütünlüğüne var. Tek kelimeyle bu zamana kadar okumasına doyamadığım bir eser. Bitmesin, bu anlatım devam etsin diyebileceğim bir kitap oldu benim için.

    Proust'a göre bazı anlar vardır hayatta. O anlar sayesinde hayat tahammül edilebilir hale gelir. Çünkü hayat tahammül edilemeyecek kadar "gerçekçi"dir kimilerine göre. Bir parkta oyun oynarken gördüğümüz bir çocuk ya da yerde gördüğümüz bir kuş tüyü.
    .
    .
    Kayıp Zamanın İzinde serisinin ikinci kitabı. Aşkın bu kadar anlatmanın ötesinde derinlikte anlatıldığı başka bir kitaba henüz rastlamadım. Aşka dair fark yaratan cümleler var kitapta. Böyle bir kitabı yazabilmek için sahip olunması gereken zeka boyutunun büyüklüğüne şahit olmak başka... Bir kere kitabı okurken dikkatinizi başka bir yere vermeniz imkansız, insanın beyinsel fonksiyonları sözcükler ve anlamlar arasında ışık hızıyla çalışmakta.
    Karşınızda normal hayatta karşılaştığınız ve önemsiz gördüğünüz izlenimler ama sizin onda derin izlenimler bırakmanızı sağlayacak gözlem gücüne sahip, ayrıntıları yakalamakta inanılmaz yetenekli gözlere sahip bir anlatıcı var. Anlatıcımız insanları ve nesneleri öyle bir gözlemliyor ki, sahip olunan hiçbir özellik anlatıcının gözünden kurtulamıyor. Onun karşısında gerçek kişiliğinizi saklamanız mümkün olmayacaktır. Yapılan en ufak hareketin dahi anlatıcıda değer bulduğu ve bulunan bu değerin okuyucuya aktarım şekli kitabın ne denli detaylı olduğunun büyük bir göstergesidir. Birkaç kez okunup özümlenebilecek bir kitap.
    Bir kitap düşünün ki ilk sayfasından tutun son sayfasına kadar betimlemelerle dolu olsun. Yalnız betimleme var betimle var, burada gördüğünüz betimlemeler emin olun daha önce hiç rastlamamışsınızdır. Proust, nesneleri ve insanları betimlerken farklı bir yöntem kullanıyor yani tarihle ya da herhangi bir nesleyle ilişkilendirerek anlatma. Burada soyut olan nesne dünyasına dahil edilerek somutlaştırılmıştır. Entellektüel bilgi birikim, Proust'un eserlerini anlaşılır kılan en büyük etmendir.
    Yazar bazı zamanlar zihninin kendini kandırdığını, algısındaki geçmişin yaşanmadığını, hatıralarımızın geçmişi canlandırırken yeterli olamayacağını düşünür. Bu tarz kitapları tam olarak anlayabilmek için kendi sezgilerinizi ve hayal gücünüzü devreye sokmanız gerekiyor. Hayatta karşılaştığımız ufacık bir şeyin anlatımı, sizdeki dikkatsizliği yüzünüze vurmakta. Böylece yazarın anlattığı şey zihinde bir başkasında oluşan hislerden farklı bir his oluşturmakta.
  • Yolcunun dinlemesidir ölüm, her işin sonudur.
Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku... Sabahattin Ali
TDE ÖĞRT.
@birkitapbirilktir/instagram
121 okur puanı
04 Eyl 2017 tarihinde katıldı.
2018
73/75
98%
38 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 410. sırada.

Şu anda okudukları 2 kitap

  • Ruh Eczanesi
  • Etkili Anne Baba Eğitimi

Okuduğu kitaplar 137 kitap

  • Yedi Gece
  • Mülksüzler
  • Gülün Adı
  • Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
  • Foucault Sarkacı
  • Bilinmeyen Adanın Öyküsü
  • Çocuklar Nasıl Başarır?
  • Vadideki Zambak
  • Don Kişot
  • Toplum Sözleşmesi

Okuyacağı kitaplar 6 kitap

  • Hayatın Gizli Hazları
  • Cahil Hoca
  • Çöl Çiçeği
  • Atlarla Yaşayan Kadın
  • Yüreğini Kolla Ölmeden Çürüyorsun
  • Var'olan Annenin Yok'luğu

Kütüphanesindekiler 143 kitap

  • Yedi Gece
  • Mülksüzler
  • Gülün Adı
  • Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
  • Foucault Sarkacı
  • Bilinmeyen Adanın Öyküsü
  • Çocuklar Nasıl Başarır?
  • Vadideki Zambak
  • Don Kişot
  • Toplum Sözleşmesi

Beğendiği kitaplar 143 kitap

  • Yedi Gece
  • Mülksüzler
  • Gülün Adı
  • Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
  • Foucault Sarkacı
  • Bilinmeyen Adanın Öyküsü
  • Çocuklar Nasıl Başarır?
  • Vadideki Zambak
  • Oda
  • Don Kişot