Bazen en derin yorgunluklar, bir olayın gerçekleşmesinden değil, onu beklemekten gelir. Anneannesinin ölümüyle yüz yüze gelen bir psikoloğun yaşadığı bu süreç; yalnızca sevdiklerinin kaybıyla değil, kendi iç dünyasının kırılganlığıyla da hesaplaşmasıdır.
Ölüm haberini almamış, ama ölümün ayak seslerini duymuş biri olarak; seanslarında başkalarının acısına temas ederken, kendi içinde büyüyen sessiz çığlığı bastırmak zorunda kalıyor. Profesyonel maskesinin ardında, “hazır mıyım?” sorusunu her gün yeniden soruyor kendine. Belki de en çok, güçlü olmak zorunda oluşu yoruyor onu.
Zaman ağır işliyor. Günlerce süren bu bekleyiş, zihinsel bir yıpranma haline geliyor. Kalbin bir yanıyla vedaya hazırlanırken, diğer yanıyla hâlâ bir umut taşıyor. “Belki bu gece değil,” diyor sessizce.
Bekleyiş bir boşluk değil; duygu, çaba, inkâr ve kabullenişin döngüsü. Bu süreçte, kaybedeceğini bildiği birini hâlâ severek yaşamak... belki de en yorucu olanı bu.
Ama aynı zamanda en insani olanı da..
Keyifli okumalar dilerim...
Elinize emeğinize sağlık, Değerli hediyeniz için teşekkür ediyorum.
Selahattin TomarSelahattin Tomar