Gönderi

5/10
·447 syf.··
2025 65. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2025 18:58
Merhaba arkadaşlar. The White Peacock, yazarın edebiyat dünyasına merhaba dediği eseri. İlk kitabı olduğu için haliyle merakımız da oldukça büyük oldu. Kitabın birkaç yıl boyunca birkaç kez denendiğini öğrendiğimde ise haliyle daha da meraklandım. İçeriği ise İngiltere’nin Midlands bölgesindeki deneyimlerine dayanır. Amacı ise yaşadığı hayatın izlerini taşıyan bir gerçekçi romanı her zaman yazmak için yazmaya tercih etmekti. Yani burada tamamen bir edebi eser yerine yazarın gençlik yıllarını ve düşüncesini anlama fırsatını bulduğumuz bir eser okuyoruz, diyebiliriz. Hemen bunları açıklayarak ilerleyelim. Cyril, Lawrence’nin kendi gençliğinin bir yansımasıdır. Lettie ise Lawrence’nin kız kardeşidir. Beardsall, annesinin kızlık soy adı olarak karşımıza çıkar. Anneye olan sevgisi ve babaya olan nefreti de kitapta kendine yer bulur. Hatta öyle ki ‘Baba’ içkiden öldüğünde Cyril de annesi ve kız kardeşiyle daha mutlu yaşıyor. Lettie’nin kendisine aşık olan George’a umut verip onu el altında tutması ve daha sonra başka biriyle evlenmesi ise herkesin yorumuna açıktır. -Not: Hak etmeyenlere fazla değer verirseniz onlar da kendilerine fiyat biçerler dediğimiz zaman kadın düşmanı mı oluyoruz gerçekten. Öyleleri sizin adınızı kirletiyor hanımlar. Çünkü hep öyleleri (ne hikmetse!) ön plana çıkarıldığı için asıl değer görmeye ve sevilmeye layık olanlar geri planda kalıyor. Ben bu duruma aşırı derecede sinir oluyorum ve yanımdaki kardeşim dediğim insanlara da çok kızıyorum bu konuda. Bazı şeyler yalnızca onu gerçekten hak edenlere verilmeli, kesinlikle herkese değil. Çünkü işler artık seçim kampanyalarına döndü ve herkese hitap etmeye çalışılıyor ama tek bir kişiye hitap etmek bu meselelerde vazgeçilmez noktam. Gerçi bu bile beni yobaz, çağ dışı ve buna benzer göstermeleri için yetecektir ama gerçekler ortadadır, doğrular tektir. Yine de üzülmeyin, şimdi mağarama geri dönüyorum! Bu kadar tanınan birinin ilk romanının bu kadar az sayıda okunması ise beni şaşırtmadı. Yazar bu eseri yayınladığında da (Ocak 1911) kimsenin dikkatini çekmediğini söyleyelim. Zaten çoğu zaman böyle olur. Mesela o dönem bunu başarısızlık olarak görüp bu işe sırtını dönseydi bugün asla böyle bir yazarı tanımayacaktık. Bu eser ise İngiliz kütüphanelerinin tozlu raflarında çürüyüp gidecekti. Veda etmeden önce yine bu eserde olan bir ilki verelim. Yazarın o bilinen şiirlerinden Piyano şiirini paylaşalım istiyorum: Akşamın alacakaranlığında, yavaşça bir kadın şarkı söylüyor bana; Ve geçmiş yılların ötesinde, piyanonun altında oturmuş Tınlayan tellerin gürültüsü içinde gülümseyerek şarkı söyleyen bir annenin Pedallara yerleşmiş küçücük ayaklarını okşayan bir çocuğu canlandırıyor gözümde. Şarkının esrikliğiyle, elimde olmadan, Kapılıp gidiyorum geçmişe, içim ezilerek özlüyorum Evdeki o Pazar akşamlarına dönmeyi, dışarda kış Ve sıcak salonda söylediğimiz ilahiler, piyano eşliğinde. Artık boşuna şarkıcının kendini kapıp koyvermesi Ve koca siyah piyanonun coşması. Çocukluk günlerimin Büyüsüne kapıldım yeniden, koskoca bir adam olduğumu unutup Anıların selinde, bir çocuk gibi ağlıyorum geçmişin özlemiyle. İncelemeler: #44393159 #290427507 Okumalar: Aaron’ın Asası Adaları Seven Adam Ak Tavus Kuşu Hepimize iyi okumalar dilerim..
Ak Tavus KuşuD. H. Lawrence · Aylak Adam Yayınları · 201423 okunma
·
126 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.