İyi bir anlatı bana bir rol vermeli ve ufkumu genişletmeli. Ama doğru olmasına gerek yok. Bir anlatı, baştan sona uydurma olsa da bana bir kimlik kazandırıp hayatımın anlam taşıdığını hissetmemi sağlayabilir.
Aslında elimizdeki bilimsel verilere göre, farklı kültürlerin, dinlerin ve kabilelerin, tarih boyunca ürettiği binlerce anlatının hiçbiri doğru değil. Hepsi insan icadı.Hayatın anlamını sorar ve cevap olarak bir anlatı alırsanız bilin ki bu yanlış cevap. Ayrıntıların önemi yok. Herhangi bir anlatı sırf anlatı olduğu için yanlıştır. Evren bir anlatı gibi işlemez. Hepsi bu.
Peki insanlar neden bu kurmacalara inanıyor?
Sebeplerden biri, kişisel kimliklerinin anlatı üzerine kurulu olması. Çok küçük yaşlardan itibaren anlatıya inanmaları öğretiliyor insanlara. Anlatıları, bu tür anlatıların doğruluklarını sorgulayıp teyit etmek için gerekli zihinsel ve duygusal bağımsızlığı kazanmadan çok önce, anne-babalarından, öğretmenlerinden, komşularından ve toplumun genelinden duyuyorlar. Zihinleri olgunlaştığında anlatıya o kadar yatırım yapmış oluyorlar ki akıllarını anlatıdan şüphe etmek yerine, anlatıyı akla mantığa uygun hâle getirmek için kullanmaları daha muhtemel.
Kimlik arayışına çıkan çoğu insan, define avına çıkan çocuklara benzer. Bula bula anne-babalarının onlar bulsun diye önceden sakladığı şeyleri bulurlar.
21. Yüzyıl İçin 21 DersYuval Noah Harari