Merhaba arkadaşlar. Anka Kuşu’nun ben bir roman olduğunu, yazarın zihnini konuşturduğunu, daha çok bir bilim kurguyu temel alan bir olay örgüsü olduğunu zannediyordum. Ta ki kitabın kapağını açana kadar. Bir diğer noktada ise kitap kapağını gördüğümde (Mart 2018 baskı benimki) 2000’li yılların başında bir baskı sandım. Elimde bir de Eylül 1966 baskısı olduğunu da okurlarına belirtmek isterim. İlginç olanı ise 2 yayıncının da aynı ‘Önsöz’ kısmını kullanması oldu. Akşit Göktürk iki baskının önsözünde de kullanılan isim.
Lawrence bu kitabında bizlere ‘deneme’ diyebileceğimiz tarzda bir içerik sunuyor. Tam bir deneme dememiz de mümkün değil çünkü belirli bir konuda yazılmış satırlar değil pek çok farklı konunun toplanmasıyla oluşturulmuş bir eser var karşımızda. Açıkçası şimdi belirli bir türe ait olmayan pek çok kitaba da deneme demek gibi bir yanlışta bulunulduğu için buna da dikkat çekmek lazım. Ve buradaki her bir konu, adeta bir felsefe gibi kaleme alınmış. Bu tarz insanlar acaba geçmiş yüzyılda değil de günümüzde olsalar ortaya nasıl ürünler çıkarırlardı diye düşünüyorum.
Mesela ilk konu olan ‘Sevgi’ konusunu ele alalım. Yazar burada mensubu bulunduğu Hristiyanlık öğretilerinin aslında biraz yanlış olduğunu ve zamanının geçtiğini düşünüyor. Konu sevgi olduğunda hepimizin söyleyecek pek çok şeyi eminim ki vardır. Yazar da tam olarak bu düşüncenin içerisinde ve konuya farklı biçimde yaklaşıyor. Ve ben kendisine kesinlikle katılıyorum. Mesela 2022 yılında yahut 2023 yılının bir kısmında aynı satırları okusam, kesinlikle yazarın saçmaladığını, sevginin karşılıksız olduğunu, tek başına çok önemli olduğunu ve benzeri durumları çokça savunurdum. Ancak şimdi zaman geçtikçe, insanları daha fazla tanıdıkça görüyoruz ki gerek dinde gerek işte gerek arkadaşlar arasında gerekse de hayatımızdaki kişilere karşı karşılıksız bir sevginin mantığı yoktur. Çünkü günümüzde insanlar için ne yaparsanız yapın asla bir anlamı olmuyor. Bu yüzden bir şey yapacaksanız önce kendiniz için yapın. Sonra başkalarını düşünürsünüz. Ben bunu böyle yapmıyordum ama şimdi öğrendim. Hatta bu yüzden farklı terimlerle tanımlanan havalı, egoist, burnu havalarda ve benzeri yakıştırmalar yapsalar da böyle olmasının başkaları tarafından defalarca kullanılmaktan çok daha iyi olduğunu fark ettim.
Mesela iki numaraya geçelim. ‘Horozsu Kadınlar Tavuksu Erkekler’ kısmı, anlattıklarıyla her zaman hak verdiğim bir durumdur. Neden? Sözde modernlik denilen zırvalık altında kadınlar erkeklere özendiriliyor. Erkekler de kadınlığa özeniyor. Ve burada sanki bir yanlış yok mu sizce de? Basit bir örnek. Kadın personelimiz var. Bunu örnek vereyim. Benim odamı bir defa süpürmemiştir. Süpürürse kızarım. Onun işi mi? Evet. Ama ben yapıyorum. Neden? Çünkü benim odam, düzeni ve temizliği tamamen benim sorumluluğumdur. Bir misafirim geldiğinde, bir müşteri geldiğinde odanın sahibi kimse onu düşünür. Benim odam adeta benim temsilimdir. Tıpkı hizmet veren bir yerin puanını vermek için tuvaletinin temizliğine bakmak gibidir bu. Odam beni temsil ediyorsa ben hallederim. Kimine saçma gelebilir ama eminim ki kendi odasının pisliğini, masasının ve eşyalarının tozlu olmasının sebebini sürekli olarak görevliye yükleyen diğer personele göre kat ve kat iyidir benim yaptığım. Belki yanlış ama bana göre benim doğrum budur. Çünkü kendi evimde de bu şekilde yaparım. Kendi işimi kendim görürüm. Benim tek doğrum budur. Ben bu konuda çok uzun örnekler verebilirim ama gereksiz kalabalığa ve lafı fazla uzatmaya da gerek yok. Toplum, kadının rolünü belirlememeli; kadın, toplumdaki rolünü kendi belirlemelidir, bence.
Mesela ‘Dine Bağlılık’ konusuna da değinmek istiyorum. Oldukça hassas bir konu olduğuna eminim. Yine de hiçbir inanca saygısızlık kabul etmediğimi belirtmek isterim. Yazar burada Tanrı ve ona olan inancı, yani Tanrı olgusunu ne şart altında olursa olsun katı kurallarla benimsememek gerektiğini söylüyor. Burada katı kural derken şundan bahsediyorum. Düşünelim. Oldukça küçük bir çocuksunuz. Sürekli olarak şunları duyuyorsunuz. Şunu yaparsan Tanrı seni cezalandırır. Bunu yaparsan Tanrı sana çok kızar. Bu şekilde katı kurallar ve kısıtlayıcılık bir çocuğa yüklendiğinde ne olur? Tanrı kavramı onun için korkunç, kızgın, kötü bir temsil olur. Ve net olarak söyleyebiliriz ki tüm kutsal inançlarda Tanrı olgusunun tek betimlemesi şudur: Tanrı, siz onu nasıl düşünürseniz size öyle gözükür. Yani sürekli olarak kötü görürseniz yalnızca kötülük görürsünüz. Ve eğer onu iyi görürseniz, ona iyi yaklaşırsanız, yanınızda olduğunu ve daima size destek olduğunu düşünmeye başlarsanız Tanrı her zaman sizin yanınızda olacak tek varlıktır. Bu yüzden nasıl baktığımız ve nasıl gördüğümüz o kadar önemlidir ki. Bu özellikle dikkatimi çektiği için bahsetmek istedim. Bizde de hep ‘Allah Korkusu’ tabiri vardır ancak şöyle nur yüzlü diyebileceğimiz sevimli bazı -ve çok az- ihtiyardan duyabileceğimiz bir kavram daha vardır: ‘Allah Sevgisi’ ve bu işte bu çok önemli bir durum. Bunun üzerine eğilmeli.
İncelemeler:
#44393159#290427507#290939181
Okumalar:
Aaron’ın Asası
Adaları Seven Adam
Ak Tavus Kuşu
Anka Kuşu
Hepimize iyi okumalar dilerim..
Anka KuşuD. H. Lawrence · Yapı Kredi Yayınları · 2006135 okunma