·536 syf.····Okunma: 15 Aralık 2025 22:35 Selamlar dostlar, kitap dostları...
Bugün size sadece bir tarih kitabından değil, aslında cebimizdeki kimliğin, bastığımız toprağın, soluduğumuz özgürlüğün hikayesinden bahsedeceğim. Sinan Meydan’ın "Lozan: Onurlu Barış" kitabını bitirdim ve boğazımda bir düğüm, aklımda ise kocaman bir "İyi ki!" ile kaldım.
Yıllardır sağda solda, kahve köşelerinde, sosyal medyada kulağımıza çalınan o geyikleri biliyorsunuz: "Lozan 2023’te bitiyor kanka", "Gizli maddeler varmış, petrol çıkaramıyoruz", "İsmet Paşa bizi sattı, toprak verdik..."
Ben de bu kitabı okumadan önce, bu söylentilerin ne kadarının doğru, ne kadarının yanlış olduğunu tam kestiremiyordum. Ama Sinan Meydan, belgeleri, tutanakları, İngiliz arşivlerini önümüze öyle bir koymuş ki, o yalanlara inananların yüzünün kızarmaması imkansız.
Sevr Ölümdür, Lozan Hayattır!
Önce şunu bir vicdanımıza soralım: Biz Lozan’a giderken ne durumdaydık? Viyana kapılarına dayanmış kudretli Osmanlı mıydık? Hayır dostlar. Ordusu dağıtılmış, başkenti işgal edilmiş, maliyesi elinden alınmış, Anadolu’nun ortasına sıkıştırılmış "can çekişen" bir devlettik.
"Sevr, ölüm halinde hasta olan bir ulusun 'defin ruhsatı' gibi yazılmış olabilir. Fakat Lozan, yalnız bu ruhsatı iptal eden değil, aynı zamanda 'hasta' olmadığını eylemleriyle gösteren bir ulusun sağlık belgesi olmuştur."
Yani mesele şu: Bize kefen biçmişlerdi, biz o kefeni yırttık! Lozan’a "hezimet" diyenler, o kefeni giymeye razı olanlardır.
Bir "İsmet Paşa" Gerçeği Var ki...
Kitabı okurken en çok İsmet İnönü’nün omuzlarındaki o ağır yükü hissettim. Düşünün, askerlikten gelmişsiniz, karşınızda İngiltere’nin kurdu Lord Curzon var. Size tepeden bakıyor, tehdit ediyor. "İmzala yoksa giderim" diyor.
Herkesin "bitti, imzalayacak" dediği yerde İsmet Paşa’nın o tarihi cevabı:
"Benim vaziyetim kolay. Ben memleketime gittiğim zaman bana da sulh niçin olmadı diye soracaklar. Bir cümle ile cevap vereceğim: Lord Curzon, sulh istemediği için konferans kesilmiştir, diyeceğim... Memleketime gittiğim zaman söyleyeceğim, bütün dünyaya ilan edeceğim. Lord Curzon, sulh istemiyordu."
Bu dik duruş olmasaydı, bugün ne kapitülasyonlardan kurtulabilirdik ne de bağımsız olabilirdik. Hani diyorlar ya "masada kaybettik" diye. Yahu adamlar bizi "yenik Osmanlı" sanırken, İsmet Paşa masaya yumruğunu vurup; "Ben buraya Mondros’tan değil, Mudanya’dan geldim!" diyerek zafer kazanmış bir ordunun komutanı olduğunu hatırlatıyor. Hangi hezimetten bahsediyorsunuz?
Şu "2023'te Bitiyor, Gizli Madde Var" Yalanı
Allah aşkına, aklınızı mantığınızı kullanın. Bir ülkenin tapusu süreli olur mu? Sinan Meydan, kitabın sonunda bu mitleri tek tek çürütmüş.
"Lozan'ın gizli maddeleri olduğu, Türkiye'nin Lozan'da, İngiltere'ye halifeliği kaldırma sözü verdiği, Lozan nedeniyle Türkiye'nin maden petrol çıkaramadığı... iddiaların tamamı gerçek dışı, Lozan kara propagandasıdır."
"Lozan Barış Antlaşması süreli bir antlaşma değildir. Bu nedenle de önceden belirlenmiş bir son kullanma tarihi yoktur."
Bugün petrol arıyorsak, maden çıkarıyorsak ve bunu yaparken kimseye hesap vermiyorsak, bu Lozan’da "kapitülasyonların" yani ekonomik köleliğin kaldırılması sayesindedir. İsmet Paşa’nın şu sözü, ekonomik bağımsızlığımızın temel taşıdır:
"Bütün fedakarlıkları yaptım, her şeyi kabul ettim, fakat memleketin iktisadi esaretini reddettim."
Son Söz ve Vicdan Muhasebesi
Dostlar, bu kitabı okuyun. Okuyun ki, birileri size "Lozan hezimettir" dediğinde, "Peki Sevr haritasını hiç gördün mü?" diye sorabilin.
Bu kitap sadece bir tarih anlatısı değil; Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşlarının, emperyalizmin o devasa çarkları arasından bu milleti nasıl çekip çıkardığının belgesidir.
Lozan, mükemmel bir antlaşma mıdır? Eksikleri yok mudur? Vardır elbet (Musul gibi, Boğazlar komisyonu gibi). Ama o günün şartlarında, 10 yıldır savaşan, yorgun, yoksul ve tek başına kalmış bir milletin alabileceği en büyük zaferdir. Yazarın dediği gibi:
"Lozan, Türklerin emperyalizme karşı kazandıkları onurlu bir askeri ve diplomatik savaştan sonra imzaladıkları onurlu bir barıştır."
Eğer bugün ezanlarımız okunuyorsa, bayrağımız dalgalanıyorsa ve biz "Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı" olarak özgürce yaşıyorsak; bunun tapusu o gün İsviçre'de atılan o imzadır.
Bu ülkenin kurucularına, İsmet Paşa'ya, Gazi Paşa'ya bir Fatiha okumadan, bir teşekkür etmeden önce; lütfen kulaktan dolma bilgilerle değil, belgelerle konuşalım. Vicdan sahibi her Türk evladının kütüphanesinde bulunması gereken, "zırva savar" niteliğinde bir eser.
Şiddetle tavsiye ediyorum. Okuyun, okutun, gerçekleri savunun.
İyi okumalar.