José Saramago’dan okuduğum ilk kitap maalesef bu eser oldu.
Maalesef diyorum çünkü bu kadar umut vadeden bir başlangıcın, beni bu denli hayal kırıklığına uğratan bir sona ulaşabileceğini hiç tahmin etmezdim.
Kitapta, ismi verilmeyen bir ülkede yedi ay boyunca tek bir ölüm vakasının dahi yaşanmamasının yarattığı toplumsal kaosu okuyoruz. Özellikle giriş bölümlerinde; iktidar, kilise (dini kurumlar), meslek örgütleri, medya, hastaneler, huzurevleri ve sigorta şirketleri gibi toplumu ayakta tutan kurumların bir kriz anında nasıl refleksler gösterebileceğine dair güçlü ve zekice bir hiciv sunuyor yazar. Saramago, bu kurumların ahlaki ve yapısal kırılganlıklarını oldukça "hoş" bir biçimde gözler önüne seriyor.
Bunun da ötesinde, yazar çok önemli bir sorunsalı tartışmaya açıyor: Yüzyıllardır insanlığın köşe bucak kaçtığı, ondan kurtulmanın yollarını aradığı “ölüm” gibi kaçınılmaz bir normun bir anda ortadan kalkması durumunda, onu bile özleyebileceğimiz hiç aklımıza gelir miydi? Bu bölümlere kadar okurken, “Sanırım Saramago’nun neden bu kadar iyi bir yazar olduğunu anlamaya başlıyorum,” dedim. (Sonra da bu sözümü bir sonraki eserini okuyana kadar askıya almaya karar verdim.)
Ancak ölümün geri dönüşüyle birlikte hikâyenin bambaşka ve bana göre fazlasıyla zorlama bir yöne evrilmesi, beni ciddi anlamda bir hayal kırıklığına uğrattı. Spoiler vermemek adına ayrıntıya girmeyeceğim; fakat bu noktadan sonra anlatı giderek saçma bir hâl almaya başladı. Kitabı yarım bırakmakla, sırf başladığım için bitirmek arasında gidip geldim ve ancak kendimi zorlayarak ve biraz da atlayarak kitabın sonuna ulaşabildim.
Sonuç olarak, Saramago ile ilk tanışma kitabı olarak bu eseri önermiyorum. Hatta özellikle daha önce hiç Saramago okumamış olanlara “aman siz yapmayın” diyor ve susuyorum.