Martin EdenJack London
Martin Eden, bir insanın kendini yoktan var etme çabasının en görkemlİ aynı zamanda en hüzünlü anlatısıdır. Jack London, bu romanında bize şu soruyu sordurur: Peşinden koştuğumuz idealler ve hayranlık duyduğumuz üst sınıflar, gerçekten ulaştığımıza değecek kadar değerli midir?
1. Kaba Bir Denizcinin Dönüşümü: Alt sınıftan gelen, denizlerde yetişmiş, kaba ama içgüdüsel bir zekâya sahip genç denizci Martin, bir kavga sonrası üst sınıfa mensup Arthur Morse’un hayatını kurtarır. Evlerine davet edildiğinde daha önce hiç görmediği bir dünyayla kitaplar, sanat ve zarafetle tanışır.
2. Ruth’a Duyulan Aşk ve İdealleştirme: Martin, Arthur’un kız kardeşi Ruth’a ilk bakışta aşık olur. Ruth onun gözünde sadece bir kadın değil, ulaşılması gereken o yüksek kültürün ve saflığın simgesidir. Ona layık olabilmek için kendini eğitmeye karar verir.
3. Bilgiye Duyulan Açlık ve Entelektüel Yükseliş: Martin, kütüphanelerde sabahlamaya başlar; Spencer, Nietzsche ve Darwin ile zihnini inşa eder. Ancak bu yükseliş, onu çevresinden koparır. Artık ne eski arkadaşlarına ne de ailesine aittir.
4. Yazarlık Mücadelesi ve Sefalet: Martin, yazarlığı bir kurtuluş yolu olarak görür. Geceleri aç kalarak, rehinci dükkanlarıyla boğuşarak ve defalarca reddedilen metinlerle direnir. Editörlerden dönen mektuplar, sistemin kapalı yapısını ve emeğin görünmezliğini gösterir. Çevresi ondan adam gibi bir işe girmesini beklerken, o dehasına güvenmektedir.
5. Ruth ile Yolların Ayrılması: Ruth, Martin’in azmini destekler gibi görünse de onun radikal fikirlerinden rahatsız olur. Martin’in toplumsal statüsü yükselmeyince, ailesinin de baskısıyla Ruth ondan ayrılır. Sevginin bile sınıfsal beklentilerin süzgecinden geçtiğini gören Martin için bu, üst sınıfa duyduğu hayranlığın ilk büyük çatlağıdır.
6. Beklenen Başarı ve Gelen Şöhret: Uzun süren sefaletin ardından Martin’in eserleri aniden kapışılmaya başlanır. Bir zamanlar onu kapısından sokmayanlar artık peşindedir. Ancak bu başarı, geç gelen bir onaydır. Dün hor görülen adam bugün alkışlanır; ama Martin artık bu alkışların samimiyetine inanmaz.
7. Büyük Hayal Kırıklığı ve Topluma Yabancılaşma: Martin, başarının tadını çıkarmak yerine derin bir tiksinti hisseder. Kendisi aynı Martin’dir; yazdıkları da sefalet içindeyken yazdıklarının aynısıdır. İnsanların ona değil, sadece başarısına değer verdiğini anlar. Eski aşkı Ruth bile ona geri döner ama Martin artık onun içindeki o sığlığı ve boşluğu görmektedir.
8. Entelektüel Yalnızlık ve Anlamsızlık: Ulaştığı zirvede Martin, hayattan kopar. Ne aşk, ne ün, ne de para onu dünyaya bağlar. Mücadelenin anlamı yitmiştir. İdeal uğruna verilen savaş, geride sadece yorgun bir ruh ve büyük bir anlamsızlık bırakmıştır.
9.Son: Sessiz Bir Vazgeçiş: Yaşama sevincini yitiren Martin, bir gemi yolculuğuna çıkar ve kendini denizin karanlık ve huzurlu sonsuzluğuna bırakır. Deniz, onun için başlangıçtaki özgürlüğün ve kaçınılmaz sonun sembolüdür. Bu bir yenilgi değil; dünyayla kurulan bağın sessizce koparılışıdır.