Honore de Balzac ın, ustalıkla ördüğü Sarrasine sadece bir sanat eseri hikayesi değil, aynı zamanda arzunun, yanılsamanın ve trajik bir güzelliğin derinliklerine inen, okuyucuyu derinden etkileyen, çarpıcı bir eser.
İş Bankası Kültür Yayınları'nın özenli çevirisiyle okurla buluşan bu kısa başyapıt, güzelliğin ardındaki karanlık gerçeği ve aşkın ne denli yıkıcı bir aldanışa dönüşebileceğini gözler önüne seriyor.
Kitabın açılışındaki o görkemli anlatım, bizi adeta bir maskeli baloya davet eder:
Bu, dünyanın en zengin kadınının, Polonya Kontesi'nin malikânesinde geçen bir sahneydi.
Bu cümle, sadece fiziksel bir zenginliği değil, aynı zamanda anlatılacak hikayenin içerdiği duygusal ve sanatsal ihtişamı da müjdeler. Ancak bu ihtişam, Honore de Balzac ın kalemiyle hızla bir sır perdesine bürünür.
Hikayenin merkezindeki heykeltıraş Ernest Sarrasine, İtalyan opera sahnesinin en göz alıcı divası La Zambinella'ya umutsuzca tutulur. Sarrasine'nin bu aşık olduğu kadına duyduğu hayranlık, estetik ve duygusal bir tapınmaya dönüşür. Honore de Balzac Sarrasine'nin Zambinella'ya duyduğu hayranlığı şöyle tasvir eder:
İşte budur!' diye bağırdı. 'Doğa, bazen, kendi yarattıklarından daha güzel bir şeyin rüyasını görüyormuş gibi davranıyor!
Bu alıntı, Sarrasine'in aşkının ne denli idealize edilmiş olduğunu gösterir. O, bir insana değil, sanatın ete kemiğe bürünmüş, kusursuz bir güzellik idealine aşık olmuştur. Ancak bu kusursuzluk, aynı zamanda büyük bir yanılsamanın da zeminidir. Aşkının nesnesi, Sarrasine'nin zihninde yarattığı kadın imajından çok farklı, şok edici bir gerçeği saklar. Bu sırrın açığa çıkışı, sadece Sarrasine'i değil, okuyucuyu da estetik ve cinsel kimlik kavramları üzerine derin bir sorgulamaya iter.
Zambinella'nın gerçek kimliğinin ortaya çıkması, Sarrasine'in sanatını ve hayatını adadığı tüm inançları yerle bir eder. Aşk, en saf haliyle sunulsa da, en beklenmedik ihanetle sonlanır. Honore de Balzac bu trajik düşüşü ve ardından gelen hüznü, eserin en can alıcı yerlerinden birinde şu sözlerle vurgular:
Kutsal bir şey, kutsal bir güzellik, bir hiç uğruna harap olmuştu.
Bu ifade, yalnızca Sarrasine'in hayatının değil, aynı zamanda aşkın ve sanatın saflığının da bir hiç uğruna kayboluşunun acısını yansıtır. Aşk, güzelliğin sadece bir yüzey olduğunu anladığı anda, en büyük zehire dönüşür.
Sarrasine sadece 19. yüzyıl Paris'inin ahlaki değerlerini değil, günümüzün kimlik, arzu ve görünüş üzerine kurulu karmaşık ilişkilerini de ele alan, zamansız bir eserdir. Honore de Balzac bir sanatçının saf arayışını, toplumun ahlaki tabularıyla ve kişisel aldanışlarla çarpıştırarak, okuyucuyu sarsıcı bir sona ulaştırır.
Eser, bize şu soruyu fısıldar: Bir idealin büyüsüne kapılmak, o idealin gerçekliğinden daha mı önemlidir?
Belki de Sarrasine'in yaşadığı aşk, gerçek bir kadına duyulan bir aşktan ziyade, ulaşılmaz bir sanat formuna duyulan, yüceltilmiş bir tutkuydu.
Özetle, Sarrasine okuyucuyu estetik zevkin zirvesinden alıp, yıkıcı bir gerçeğin derinliklerine fırlatan, kalpte iz bırakan bir melankoli ile yazılmış bir başyapıttır.
⋆ ˚。⋆୨୧˚ TANRI TÜRK E YÂR OLSUN ˚୨୧⋆。˚ ⋆