Zarif
Puan vermedi·299 syf.··
2025 102. kitabı
Aşağıda bulunan her kelime haddin aşılmasındandır Kalp ritminin değişmesinden dolayı herhangi bir şeye "güzel" demek yerindedir, uygundur ve kabul edilmesi gerekilebilir. Ama işbu roman benim kaanatim kalp ritmini değiştirmesi dışında; romancılık açısından kaliteli bir ürünün ortaya konulmuş olmasından dolayı güzel vasfına haizdir. Tarık Tufan, Victor Hugo'nun romantizmini andıran üslubu ile eserindeki her bir parçayı güzelce işlemiş. Bu sırada parçadan bütüne giderken de parçanın bütüne olan sadakatine ihanet etmemeyi başararak... Oysa ki, söz çok şehvetlidir ve parantezi kapatmayı çok kez unutturur insana; erbabı da bundan dolayı ekler :" iş fazlalıkları yontmaktır aslında". Genel olarak bakıldığında neredeyse kıymıklarından tamamen arındırılmış bir eseri seyr ettiğimizi iddia edebilirim. Tarık Tufan ayrıca çok-satan kitaplardaki merak uyandırma duygusunu da (bence) Doğulu insanın nezaketiyle işlemiş. Her bölümünün sonuna doğru "gözler yoruldu şuracıkta ara verelim" diyen okuyucuya ama ilerideki bölümde şu soruların cevabı var; buna rağmen ara vermeye muktedir misin diye soruyor. Bence güçlü tekniğinden ve kaleminden dolayı "daha devam edebilirim" cevabını almıştır okuyucusundan diye düşünürüm. Karakterlerini de çok gerçekçi bir tonda, tamamen toplumun iç dinamiklerinden seçmiş, Tarık Tufan. Böyle olunca da 1980'lerdeki Yeşilçam filmlerini sinemada izleyen kimselerin gayri ihtiyari kendini oyuncunun yerine koyarak heyecan yaşamasına benzer bir duygunun tadına varılıyor roman boyunca. Ayrıca Tarık Tufan, karakterlerini de yalnız bırakmamıştır roman boyunca. Birinci kahraman bakış açısıyla yazdığı kısımlarda yerine göre bazen Jülide, bazen de İshak olmuştur. Onları savunmaktan ziyade kahve sohbetinde bize kendilerini anlatmasını istemiştir gibi geldi bana. Kahve içerken bir arkadaşın yaramazlıklarını ve her halini anlatması gibi olmuştur bu durum. Bazen de kadrajına ikisini tutmuş; bizde dışarıdan Tarıf Tufan ile birlikte temaşa etmişiz. Yukarıdaki mezkur nedenlerin hepsi kanaatimce bu esere kaliteli demek için yeterlidir; güzel demekte muhatabın kalbine göredir. Ben zarif demeyi tercih edeceğim sanırım. *** Kısaca özet İshak ve Jülide aynı apartmanda yaşayan altlı üstlü iki komşudur. Münasebetleri İshak'ın, sıhhi tesisatçı, Jülide'nin banyosundan gelen su sızıntısından dolayı bir iki defa gidip gelmesinden dolayı az bir şey gelişmiştir. Her ikisi de olabildiğince melankoliktir, her satırda bize yansıtılır... İshak bir gün Jülide'ye her şeyi bırakıp gitmek istediğinden bahseder. Jülide ise plana dahil olur. Bir sabah sadece bir kaç komşunun tevafuken tanıklığı altında evlerini terk ederler. Romanın kahramanları bundan sonra kronolojik olarak ileriye gidiyor olabilirler; ama biz okuyucular aslında kahramanlarımızı geçmişlerine doğru gideriz her satırda. İshak, sadece arkadaşına yardım etmek için evlenmiştir. Nurten'i zani olmaktan kurtarmaktır gayesi; bir koca olmak gibi bir gayesi yoktur. Sadece doğacak çocuk babasız kalmasındır derdi. Ama yardım isteyen arkadaşı Onur ve Nurten kendisine ihanet etmeye devam edeceklerdir; her ne kadar İshak gözlerini, kulaklarını bu duruma karşı kapatmaya çalışsa da. Nurten hamile olduğunu söylediğinde tek yapabildiği buralardan gitmek istiyorum Jülide diyebilmektir. Kaçtıkları günün ertesinde İshak'ın babası ölür. Onu İstanbul'a terkeden, sonrasında da hiç ilgilenmeyen babası ölür. İsteksiz bir şekilde son görevi için memleketi Erzincan'a döner. Bu kısa sadece yapılması gereken rutin İshak'ın annesinin hayatındaki boşluğunu doldurmasına ve tamam olmasına vesile olmuştur; romanın pek çok tesadüfle donatılmış bu kısmında. Anlıyoruz ki buralarda; refikası Jülide olmasaydı bu işte muvaffak olamazdı İshak. Jülide, İshak'ın hikayesinin tamamlanmasını sağlayandır; romanın diliyle söylersek düşerken kaldırandır. Mana dünyasında olmasa da, madde dünyasında tek bir eksiği kalmıştır İshak'ın annesinin siması, romanın sonunda. Jülide tasvirleri kullanarak bunu da ete kemiğe büründürür ve İshak'a yaşanabilecek, tahammül edilebilecek, boşvermişlikten öte arzu edilebilecek bir hayat ikram eder. Peki, Jülide? Ben de biraz daha kapalı Jülide'nin tekamülü. Yakında kör olacağını bilen, ailesi tarafından tam arzuladığı gibi muhabbete dahil edilmeyen, yalnızlaştırılan, kocası tarafından hamile iken terk edilen, terk eden kocasının intihar ya da kaza sonucunda olan ölümüne tanık olan Jülide'ye ne olmuştur. Ceyhun, eski kocası, ile zihninde barışıyor; gönlündeki kırgınlığı bir şekilde sarmalıyor. İshak'a yardım ederek neşve buluyor; belki en mutlu olacakları anda İshak'ı çocuklarının yanına gönderme asaleti de gösteriyor; ama somut olarak ne kazanıyor benim için ayan kılmak çok kolay değil. Bu nedenden dolayı yakında gözleri kapanacak bu kadın için çiğ bir kanaat sahibi olmak yerine sessiz kalacağım. Parçalardan birinde diyor ki " ... Tahammül edemedikleri asıl büyük kusur kendi ruhlarındaydı ama onlar kusuru bedenlerinde arıyorlardı..."
Edebiyat
DüşerkenTarık Tufan · Profil Kitap Yayınları · 20188,5bin okunma
·
92 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.