Gönderi

ARAMIZDA HİÇ KAYBOLMAMIŞ OLAN VAR MI?
8/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2025 105. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Aralık 2025 23:12
“Bugün benim doğum günüm, kırk yaşına girdim ve kayboldum.” Herkese selamlar kitap dostlarım! Tarık TufanTarık Tufan sevdamı beni bilenler bilir, bu gün yine onun muhteşem kaleminden çıkma KaybolanKaybolan kitabını inceleyeceğim, vakit kaybetmeden başlayalım! Bir şeylerin eksikliğini hissettiğiniz fakat neyin kaybolduğu bilmediğiniz, bulamadığınız duygusuna kapıldığınız oldu mu hiç? Eminim olmuştur… Çünkü modern insanın en büyük lanetlerinden birisi bu: Kaybolmak! Bu kayboluş mekansal değil elbette; kendi içinde kaybolmaktan bahsediyorum: Geçmişinde, inandığın değerlerde, yaptığın seçimlerde kaybolmaktan… İşte roman boyunca yazarımız bir şeylerin yolunda gitmediğini bilen ama neyi kaybettiğini tam olarak adlandıramayan modern insanın bilinç altını gözlerimizin önüne seriyor karakterler aracılığıyla. Bazen inkar ediyorsunuz, bazen kabul ediyorsunuz, bazen bunalıyorsunuz, bazen de kaçıyorsunuz derininizdeki gerçeklerden. İçinizde eksilen şeylerle yüzleşiyorsunuz sonunda, tıpkı Hakan ve Yıldız gibi… Hakan ve Yıldız 15 yıldır evli ve çocukları olmayan çiftimiz. İkisi de geçmişinden yaralı… İkisinin de çok ciddi anne baba travması var. Özellikle Yıldız’ın babasıyla olan ilişkisi beni inanılmaz etkiledi. “Babalarının yaraladığı kadınların acısına ölüm bile çare olmaz.” diyor Tarık abimiz, o kadar doğru ki… Doğduğunuz andan itibaren size dağ olması gereken insan tam aksine dağlarınıza karlar yağdırınca; geri kalan ömrünüzde ne kadar çabalarsanız çabalayın hep yarım, hep eksik kalıyorsunuz; ölüm bile çare olmuyor bu boşluğu gidermeye… Keşke herkes anne baba olmasa diye düşündüm bir kez daha kitabı okurken; fakat işte imtihan dünyası ve bence en büyük imtihanlardan birisi de anne baba ile olan diye düşünüyorum. Hakan ve Yıldız’ın ikisinin de aile travmalarının olması tesadüf değildi. Bence yazar bize aynı travmaları yaşamış insanların nasıl da farklı karakterlere sahip olabileceklerini göstermeye çalışmış. Ve aynı zamanda geçmişte çok büyük travmalar yaşayıp kendi içimizde kaybolsak da doğru adımlar atarak çıkışı bulabilirsiniz mesajını aldım ben özellikle Yıldız üzerinden. Cesaretle korkularının üstüne gidip yüzleşen, en güçsüz anda bile duygularına yenik düşmeyip sonradan vicdan azabı duyacağı şeyler yapmayan Yıldız’dan çok şey öğrendim ben. Genç yaşlardan beri birçok olayda dürtüsel davranıp sonradan pişman olacağı şeyler yapan, evli olduğu halde başka bir kadın ile arkadaşlık eden Hakan için ise hem üzüldüm hem de kızdım. Çünkü geçmişte yaşadıklarımızı değiştiremeyiz fakat geleceğimizi kurtarmak bizim elimizde. Kitap sabır isteyen bir eser. Büyük olaylar olmuyor belki ama içeride hiç dinmeyen bir ağırlık var. Öyle bir çırpıda bitecek bir kitap değil yani. Her cümle oturup üzerine düşünülesi… Her cümle altı çizilesi… Tarık abim yine müthiş gözlemci tarafını konuşturmuş; satır aralarına ve karakterlere öyle detaylar yerleştirmiş ki okurken “aaa bu ben” diyorsunuz, çok tanıdık hissi yaşayorsunuz. Yine karakterlerin psikolojik tahlilleri, felsefik yorumlar, sosyolojik mesajlar çok güzeldi her Tarık Tufan eserinde olduğu gibi. Kitabın İstanbul sokaklarında geçmesi de benim gibi İstanbul aşığı bir okur için artı puandı. :)) Fakat bütün bunlara rağmen bana bazı yerler çok yapmacık geldi. Mesela Yıldız ile Hakan arasında geçen diyalogların bazıları çok sırıtmıştı bence. 15 yıllık evli bir çiftin, özellikle de Yıldız’ın sürekli kitap gibi konuşması hiç gerçekçi değildi ve bu beni biraz kitaptan uzaklaştırdı. Hoşuma gitmeyen bir diğer mevzu da anlatıcının sürekli değişmesi. Kitabın bazı bölümlerinde birinci tekil şahıs anlatımı, bazılarındaysa üçüncü tekil şahıs anlatımı kullanılmış. Bu da kitabın akışını bozmuş bence. Yazar neden böyle bir şey tercih etmiş bilemiyorum; belki de sizin hoşunuza gider ama benim okuma zevkimi azaltan bir faktör oldu. Bir de kitabın sonu beni hiç tatmin etmedi. Aşırı havada kaldı. Yani kitabın sonunun okuyucunun hayal gücüne bırakılan çok kitap okudum ve yazar da bunu denemek istemiş sanırım. Fakat üzgünüm Tarık abicim ama olmamış, oturmayan bir şeyler vardı, çünkü bir şey değil her şey okuyucuya bırakılmıştı. Aman Allah’ım Tarık Tufan’ı eleştirdim, bu bir milat olmalı :)) Kitap, sonunda ikili bir mesaj veriyor ve hangisine inanacağı okuyucuya bırakılıyor. Birinci mesaj şu: “Kaybolan insan, kendini ancak bir başka insanla bulur.” Tıpkı Hakan’ın kendini Sonay’da bulduğu gibi. İkincisi mesaj ise şu: “Kaybolan insan, kendini ancak kendi içinde bulur.” Tıpkı Yıldız’ın kendini, kendi içinde bulduğu gibi. Ben ikincisine inanıyorum çünkü başkasında kendini bulursan o gidince tekrar kaybolursun, dolayısıyla kendini bulmuş olmazsın. Fakat kendini, kendi içinde bulursan şayet, yeniden doğmuş gibi olursun ve bir daha kolay kolay kaybolmazsın. Evet sevgili kitap dostlarım… Okuması biraz zorlayıcı, diğer Tarık Tufan kitaplarına göre bir tık daha az beğendiğim bir romandı. Fakat her şeye rağmen kesinlikle okunmaya değer bir kitap bence. Melankoliye hazır olduğunuz bir dönemde okumanızı tavsiye ederim. Kitap ile kalın, görüşmek üzere.
Edebiyat
KaybolanTarık Tufan · Doğan Kitap Yayınları · 20205,1bin okunma
··
1.620 Gösterim
2 Yorum
Ne yalan söyleyeyim, ilk kayboluşum ve çok zorluk çekmekteyim. Ama toparlanacak, bir çaresini bulacağım Allah'ın izniyle.. nice sağlıklı senelere👏
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Toparlanınca çok daha güçlü şekilde ayağa kalkacaksınız emin olun. Allah yardımcınız olsun. 🙏
Kaybolan insan kendini ancak kendi içinde bulur ben de ikinci olana inanıyorum. Yeniden doğduk diyelim. Emeğine sağlık Tarık Tufan deyince de sen :))
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Kesinlikle öyle, kendi içindeki sokaklarda kaybolduktan sonra çıkışı yine kendinde bulan kişi bir daha kolayca yıkılmaz…💫 Teşekkür ederim canım güzel yorumun için 🌸🤍
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.