Gönderi

Homo homini lupus mu? Semper fidelis mi?
Puan vermedi·206 syf.··
2025 13. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2025 20:23
Önceki kadar yabancı, önceki kadar tek başına, nasıl devam edeceğini bilmek, bilme ihtiyacı duyulan her şeydir. Dünya nasıl devam edeceğini bilir, bu yüzden dünyanın bir alternatifi yoktur. Ama biz biliriz ki hepimizin bir alternatifi vardır. İçinden geçtiğin çağın izleyicisi olmak, şahit olduklarının kıyısına tutunarak ayakta kalmaya çalışmanın güçlüğü ile başa çıkmayı gerektiriyor. Bireyselleşmiş akışkan modern toplumun yolu üzerinde durmak, tek başına olmak, kişisel yakınlığın, yavaş yavaş ama ısrarla geri çekilmesini izlemek ve suçu elektronik ıvır zıvırın sırtına yıkmadan sorumluluk almak zor iş. "Mahremiyetimizi üzerimizde dalgıç giysisi gibi taşıyoruz: Beklenmedik bir karşılaşmaya yol açmamak, karışmamak için elimizden geleni yapıyoruz." (S. 90) Derin bağlar olmadan nasıl bir hayat yaşıyoruz, bunun izlemi. Kimseyle uzun uzun uzun ve derin derin derin şeyler paylaşmadan. Hatta hiç bir şey paylaşmadan, kısmi zamanlı esnek bir araya gelmeler ile eskiden ne kadar uzaklaştığımızı ölçmüş Bauman. Mesafe, iki noktanın birbirlerinden ne kadar ayrı olduklarının sayısal ifadesidir. Sözlükte böyle yazıyor. Sen beni özlemeyeceğin bir mesafede kalıp orada yaşamayı seçtiğin için ben de seni özlemeyeceğim bir yer bulup oraya kaçmak istiyorum... mu bu? Ondan ne kadar uzakta yaşayabilirsiniz? Yani bağımlı, yakın ya da aşina olduğunuz o şeyden işte. Tek başına kaldıktan sonra, başlangıçtakinden daha keskin hissedilen o mesafe ne kadar mesela? Ne kadar tamamlanmış ve kendi kendine yeterli olsa da, her insan varlığını bir başkasıyla birleşmediği sürece eksik ve yetersiz kılar. Dengede durmak için ne yapılması gerektiğini bilmek gerekir. Elinin altındaki bir cep telefonuyla odaya kapanmak, evin ortak alanını paylaşmaktan daha az riskli ve daha emin bir yol gibi. Yüz yüze, doğrudan şeyler artık daha zor. Yakınlık, uzak olmaktan daha zor. İletişim ve ilişki arasındaki farkın farkında mıyız? Sanal ve sanal olmayan yakınlıklar artık yer değiştirdi. Haydi geçmiş olsun. "Yakalanmayın, sıkı sıkı sarılmayın! Unutmayın ki, bağlılığınız ne kadar derin ve yoğun olursa riskler de o denli büyük olacaktır." (S. 84) Yarını olmayan ilişkiler, hafifliği ve hızı öne çıkartır. Tüketici yaşam tarzında başarıyı ölçen şey satın alınanların hacmi değil bunların devir hızıdır. Dışarıdaki eksiksiz bir sürü çeşit arasından seçim yapmak yerine tek bir malla kendilerini sıkışmış bulanların vay haline!.. Artık konuşmazsanız, dışlanırsınız. " Bizler laflara aitiz, yoksa konuşulana değil." Özgürlük ihtiyacını ve aidiyet açlığını eş zamanlı olarak nasıl dengeleyecek ve bu iki özlemin yenilgilerini nasıl gizleyeceğiz? Düzen ve kaos arasında gideriz geliriz, gider ve gelirler... Giderler... Gelirler... Gidenler ve gelenler: Donmuş geçicilik... Zamansallığın sürekli, kalıcı hali; anlara parça parça bölünmüş bir süre ama hiçbir an sürekliliğin bir öğesi olarak yaşanmaz. Sürekliliği bir katkı sağlamayan , akışkan zamanlardayız. Zaman var biz yokuz. Parçalı, sürmeyen, ya da kısa süren bölümler. Diziler ve filmler de daha kısa, aniden biten durumsal şeyler değil mi artık? Onlar kelimenin tam anlamıyla günübirlik yaşarlar; mülteci bedenleriyle, duvarlar arasında yeşeren umutsuzluğa batmış bir halde, ânın aciliyetine gömülmüş, günübirlik hayatta kalmayı ve yaşamayı öğrenirler. Dışarıdaki insanlar masumiyetleri kanıtlanana dek suçludurlar. Geçiciliğin kalıcılığı: Zaman bazen sadece zamandır, tarih değil. Modern akışkan yaşamın ilişki devrimcileri, siz siz esnek çiftler; bir bahçıvanın işi asla bitmez, değil mi? İlişkileriniz artık iki kişilik değil. Arzu edilebilir olmak arzu edilmiş kalmaktan daha mı az yıpratıcı? Tertium non datur derler buna: üçüncü seçeneğin imkansızlığı, var ya da yok yani. Bir savaş ya kazanılır ya da kaybedilir. İnsan hakları devletlerin bireye sunduğu politik bir söylem olduğundan beri hepimiz mülteciyiz. Çağın, yolunda yürümekte zorlanan mültecileri. Geçmişimiz gelecek iki yüz yıl sonrasından daha uzakta sanki. Herkes keşfedilmiş ama birbirinden uzak ülkeler gibi, kendi çitinin içinde yaşamayı seçmiş görünüyor. Birbirinden kopan insan kitlesi, zaman içerisinde cep telefonları ile gözleri görmeden bakmaya alışmış bir sürüye dönüştü. "Her kârın zararı vardır. Her başarının bedeli vardır." (S. 71) İstediğimiz kadar deneyelim, sonuç değişmeyecek. Yarını olmayan ilişkileriniz gibi, dünyadaki her şey geçici. Bu, zaten dağınık ve parça parça olan hayat da geçici. Dengede durmak için ne yapılması gerektiğini bilmek gerekir. Herkes avatarları ve sanal profilinin ardına gizlediği gerçek bir kimliğe sahip aslında. Bu gerçeklikle yaşayabilmek için kaç promil yeterli? Artık çerçeve yoksa biçim nasıl korunur? 'Yaşam Tarzı' dediğimiz şey, ağırlık veren şeyleri düşünmemek ve sürekli hareket etmek mi? Bir şeylere karşı çıkan yanımıza ne oldu: On dokuzuncu yüzyılın anarşistleri, modern devleti hedef alıyordu, baskıcı olmayan, zorunlulukların özgürlükle çatışmadığı bir düzen hayali kuruyordu. İktidar ve güç yön değiştirdiğinde ideolojilere inananlar da birer kurgu profile dönüştü galiba. Onlar aynı zamanda birer kurgudur. İnsan dayanışması, tüketim pazarının zaferinin ilk kurbanı oldu. Oldu, oldu... Kendimizi de birer tüketim nesnesi olarak görmekten şikayetçi değiliz. "Paran kadar konuş!" deseler, Ağzımı bile açamam:) Haklarını yükümlülük olarak taşımak istemeyen ey yeni nesil! Hiçbir duygunun avı olmamayı dert edinen kişilerle dolu kişiliksizlik evreninde, toplumsal bağı olmayan erkek ve kadınlar: Sizler de birer kurgusunuz! Sen, yerine başkası koyulabilen ve kolaylıkla baştan savılabilen bir rakamsın! "Hayır değilim! " "Evet, öylesin!" Zygmunt Bauman, sosyolog ve filozoftur. II. Dünya Savaşı sonrası hız kazanan parçalanmaya duyarlı bir gözle yaklaşmış ve akademik alanda postmodern felsefeyi sosyolojiyle harmanlayan yapıtlarıyla tanınmıştır. Bauman, savaş başlayana kadar doğduğu Polonya-Poznan'da yaşamını sürdürmüş, daha sonra Sovyetler Birliği'ne taşınmış ve savaşın ardından Varşova Üniversitesi'nde doktorasını yaparak aynı üniversitede Sosyoloji dersleri vermiştir. Politik nedenlerden dolayı sosyoloji prefesörlük unvanı elinden alınmış ve İsaril'e göç etmek zorunda kalmıştır. Zygmunt Bauman, 1980'li yıllardan itibaren, Modernizm ile Totaliterizm arasındaki bağlantılar üzerine yaptığı hem kuramsal hem de sosyolojik incelemelerini felsefe ve insan psikolojisi ile birlikte yorumlayarak bize anlaşılır bir dille okunabilen cümleler sunmuştur. Savaş sonrası Küreselleşme adı altında gizli gizli yükselen totaliterlik, değişen politik rejimler ve insanı etkileyen doğrudan ya da dolaylı ilişkileri derinlikli olarak ve disiplinlerarası bir yöntemle ortaya koyan Bauman, aynı zamanda postmodernizmi siyasal, etik ya da genel olarak kuramsal düzlemde, açık anlaşılır fakat derinlikli de olan metinlerle netleştirmeye çalışmıştır. Küresel seçkinler, göçmenler, mülteciler, ayrımcılık, kıyım, adaletsiz dağılım, ezilen çoğunluk ve ezici azınlık gibi kelimeleri sosyolojik düzlemde gerçek hayatla ve şimdiki zaman ile güncellemiştir. Çok insani bir bakış açısıyla hem de. Çok kötü bir çeviriye rağmen okudum. Öyle salt aşk meşk, ikili ilişkiler falan sanmayın kitabın adına aldanıp, tamamen kuş bakışı insanlar alemi. Okudukça anlayacağınız gibi; Ortak bir insanlık davası ve politikası, küreselleşme çağında, insanların uzun tarihi boyunca katettikleri evrelerin en zahmetlisiyle karşı karşıyadır. Başkalarından sonra hayatta kalmak, her şeyden sonra yaşayabilmek için okunur bu kitap. Yaşam boyu birbirimizden öğrendiğimizi, birbirimizden öğrendiklerimizle insan kalabildiğimizi anlatırken, yaşadığımız çağın toplu yaşamda bozduğu dengeye dikkat çekiyor. Bauman bunu çok objektif ve profesyonel yapıyor. Parçalanmış birliğin o farkında. Ya siz? "Küresel sis karşısında ürküntüye kapılmış insanlar, çektikleri sıkıntılara umutsuzca suçlu ararlar." (S. 154) 21.yüzyıl tanıklarına şunu öğretti. Sevgi zamanla büyüyen bir çiçek değildir. Zamanla ölen bir çiçektir. Birbirimize rastladığımızda, yüzümde ölmüş bir çiçek göreceksin. Murakami'nin dediği gibi: “ İnsanlar kaybolduklarını bilmeden kaybolurlar. Bu dünyanın en büyük gizemidir.” Thomas Hobbes'un bugünkü liberalizmin temellerini atan ve toplumsal bakışa damgasını vuran kült sözü "Homo homini lupus", yani "insan insanın kurdudur", söylemi zamanı aşan bir genelleme taşır. Çünkü, bütün topluluklar gibi küresel topluluk da hayalîdir. Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini Yüzbaşı Corelli 'nin Mandolini'nde geçen bir cümlede ise kız savaşa giden sevgilisine "semper fidelis" der, yani: "Her zaman seninim". Homo homini lupus ile semper fidelis arasında uçuşur hayatlarımız. Bir kitaba başlar gibi, başlarız. Başkalaşır ama aynı kalırız. İnsan insanın kurdu ise; Başlamadan önceki 'sen'i kaybetme. Dengede durmak için ne yapılması gerektiğini bilmek gerekir. Öyle bir an gelir ki, bütün açık kilitlere rağmen çekip gitmeyi reddedersin, ötekine de şans tanımak için: "Semper fidelis" cesaret ister. İçinde zamanın durduğu, mekânsal bir boşluğa asılı haldeyken, Nasıl devam edeceğini bilmek, önemli. Başkalarından sonra hayatta kalabilmek... Her şeyden sonra yaşayabilmek... Tek başına olduğunu bilerek... Hem başlangıç hem de son. Uçuruma benzer bir düş kırıklığı. Üzgünüm... Dünyanın yeni tanımı: İnsan ilişkileri mezarlığı. Akışkan Aşk Zygmunt Bauman
1000Kitap
Akışkan AşkZygmunt Bauman · Alfa Yayıncılık · 2017436 okunma
··
754 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.