Senden öteye taşıyamıyorum kendimi
Senden öteye taşınamıyorum bu mevsimde
sen, kâh baktığımda kendimi gördüğüm su birikintisi
kâh, öptüğümde vicdanımı kemiren ahiret sıkıntısı
gözlerine iman ettim bütün leyla'ları inkar ederek
attığın düğümü çözemiyor Kiramen
temize çekerek hayatımı,
hiç alışmadığın bir yoldan geliyorum sana
yağmurları şahit kılıyorum bu muhteris sevdama
ellerimi bekliyorsan boşuna yaşamış olmayacağım
büyülü dudaklarından tek nefeste aşkı yudumlayacağım
sana ilk seslenişim değil bu çığlıklar
ama ilk fark edişin olur belki çırpınışlarımı
bir yanımda Peygamber öğütleri
bir yanımda ince sarılmış bir tütün
ve kitabı açmak gerek senden bahsederken
eğer dinlersen gönlümün rivayetlerini
Sur üfürülmeden Nuh'un gemisine yetişebiliriz sevgilim
siyahı meşhur eden o mağrur gözlerin
insanlığımı onaylarken yüreğimi oyalayınca
hüznümle tutuşturuluyor cehennemin ateşi
göklerden başladım seni tanıtmaya
yıldızlar dökülmeden önce
gözlerinden bir kapı arala ömrüme
bırak yarınların benim kaderim olsun
bırak gölgene melekler salıncak kursun
söyler misin gülüm
kalbinden icazet alabilmek için
kaç rahle daha eskitmeliyim
ateşe düşerken tutunmak istiyorum kirpiklerine
kaç imtihan var göz göze gülüşmemize
aynı sofranın ekmeğini bölüşmemize
bir adım yeter gelmek istersen eğer
artık bu bahçede hükmünü yitirdi güller
ama sen korkuyorsun aşkımın ateşine düşmeye
neden razı oluyorsun uzaklığın ayazında üşümeye
ismin tutuşuyor dudaklarımda, yüreğimden yükseliyor dumanı
çaresizliği yaşıyorum aynalarda, karartıyorum asumanı
benimsen eğer mümkün olduğunca yere bak
aşk kaybetmesin gökteki geçerliliğini
rüyalarımdan öğreniyorum acılarımla ilgilendiğini
Ay'a dokunduruyorsun bazen o narin ellerini
taşlar mı dile gelmeli
yoksa ölüler mi dirilmeli sana sarılmak için
sermayesi nedir derinden sevmenin
yok deme ki mana dağılmasın
bir kefen de benim için yayılmasın
sana tarafsız anlamlar yüklüyorum gel
yasak meyvenin altında bekliyorum gel
kaldır yasaklarını
günahsız sevilmez bu şehirde
ayaklarım kirletmez nehirlerini
İsimlerimizi yazıyorum incir yaprağına
çağıyorum seni emri bil ma'ruf adına
içime sığmayan varlığın mahşeri düşlerimin bereketidir
aşkın ispatı gözlerin sanki Peygamber memleketidir
ellerimi Kevser ile yıkamadan açmayacağım duvağını
İki şahit kılacağım güvercin yuvası ve örümcek ağını
perdelerin ardından yüzüme bak
avuçlarımın içinde mum yak
bütün putları kırmalıyız seninle
şeytan seviniyor beni reddinle
kollarıma kırağı gibi düşüver şimdi Kâlu-Belâ'dan
inan ki sensiz bir farkım yok sevgilim Kerbelâ'dan
Yıldırım Kerem Çambel
Kalpte pişince demleniyor duygular ve sevgiliye yerini belli etmek için kaleminden duman tütüyor. Boşlukta tüten duman bile iz bırakırmış zira... Sevilen ne kadar sevildiğini bilsin yeter :))
Kerem bey yazılarınız son derece derinden belli ki gönlünüzün bir derinliği mevcut ,bizde feyzlenıyoruz sizden MaşALLAH diyelim efendim ,kaleminize sağlık .