Gönderi

Anna Karenina
8/10
·1062 syf.··
2025 22. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2025 10:03
Anna Karenina, uzun zamandır okumayı istediğim ama bir türlü cesaret edemediğim bir kitaptı. Cesaret edemeyişimin nedeni; içinde kaybolmaktan, yarım bırakmaktan ve belki de bir daha hiç bitirememekten korkmamdı. Nihayet cesaretimi toplayıp bu upuzun aralık ayında okumaya başladım. Korktuğum gibi olmadı; kitabı bitirdim ve üzerine bir inceleme yazmak istedim. Daha önce Tolstoy’un başka kitaplarını da okumuştum. Hatta ilk Tolstoy kitabım Kadının Ruhu idi ve orada da aldatma teması merkezdeydi. Dolayısıyla Tolstoy’a yabancı değildim; okurken dile ya da anlatıma alışmak için ayrıca bir çaba göstermedim. Kitaba gelecek olursam; bugüne kadar okuduğum kitaplar arasında bu denli gerçekçi olanların sayısı çok azdır ve Anna Karenina bu listenin üst sıralarına yerleşti. Burada “gerçekçilikten” kastım, karakterlerin fazlasıyla insani oluşu. Tolstoy öyle bir anlatıyor ki hiçbir karaktere hayranlık duyamıyorsunuz tıpkı nefret edemediğiniz gibi. Çünkü hepsinin güzellikleriyle birlikte karanlıklarını, çirkinliklerini, kusurlarını da bütün çıplaklığıyla görüyorsunuz. Tolstoy’un bunu bilinçli olarak öncelediği çok açık. Yazar, olayları ve karakterleri öylesine “normal” bir yerden anlatıyor ki okur olarak yargılamakta zorlanıyorsunuz. Sanki bizden mutlak bir hüküm değil, bir anlama çabası istiyor. Ancak burada bir noktada durup şunu sormadan edemedim: Tolstoy, Anna’ya gerçekten aynı mesafeden mi yaklaşıyor? Kitaptaki pek çok karakterin iç dünyasına girerken, Anna’nın iç dünyasını aynı açıklıkta okuyamıyoruz. Onun düşüncelerine, iç çatışmalarına çoğu zaman dışarıdan bakıyoruz. Bu bilinçli bir tercih miydi? Toplumun Anna’ya bakışını mı yansıtmak istedi Tolstoy, yoksa Anna’nın iç dünyasına fazla yaklaşmamız halinden onun hatalarını “affetmemizden” mi çekindi? Eğer böyle bir kaygı vardıysa, neden Vronski için yoktu? Bu soru kitap boyunca zihnimde dolaştı. Açıkçası, Anna’yı yaşadığı çağda ve toplumda yaptıklarından ötürü “cesur bir kahraman” olarak görmüyor ve yüceltmiyorum. Bunu özellikle söylemek istiyorum; çünkü bu yönde oldukça yaygın yorumlar var. Benim için Anna’nın yaptığı şey bir kahramanlık değil, son derece insani bir kusurdu. Asıl trajedi ise bu kusurun bedelinin yalnızca kadın tarafından ödenmesiydi. Oysa bu ilişkinin ortağı Vronski’ydi ve onun hayatı neredeyse hiçbir şey olmamış gibi devam etti. Yıkıma sürüklenen yalnızca Anna oldu. Levin karakteri bana açıkça Tolstoy’un bir portresi gibi geldi. Sorgulamaları, arayışları, ahlakla kurduğu ilişki… Okurken bunu derinden hissettim. Vronski ise ne yazık ki sevdiğim bir karakter olmadı. Onu tutkularının ve hazlarının peşinden giden, oldukça bencil bir erkek olarak okudum. Anna’ya karşı bir sevgisi vardı, evet; ama bu sevgi çoğu zaman yüzeyde kaldı. Anna’yı gerçekten anlamadı, onu gerçekten görmedi. Kitaptaki şu cümle, Vronski–Anna ilişkisini çok iyi özetliyor bence: “Beni tanıdığını sandı. Oysa beni dünyada herhangi birinin tanıdığı kadar az tanıyor.” İncelemenin sonuna gelirken, kitabın yapısıyla ilgili bir noktaya da değinmek istiyorum. Yedinci bölümde yaşanan büyük kırılmadan sonra sekizinci bölümün gelmesi beni önce şaşırttı. “Daha anlatılacak ne kaldı?” diye sordum kendime. Ama tam da burada Tolstoy’un ne yapmak istediğini anladım: Herkesin, neredeyse hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edebilmesini göstermek. Bu devam ediş; toplumun, sosyetenin ikiyüzlülüğünü ve bencilliğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyordu benim için. Sizin için en uygun zamanda okumanız dileğiyle…
Edebiyat & Roman
Anna KareninaLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Yayınları · 202555,5bin okunma
·
49 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.