·680 syf.····Okunma: 27 Aralık 2025 00:00 Evet yanlış görmediniz, eğer huzurlu bir hayat yaşıyorsanız aman diyeyim uzak durun, kitabı okuyup-anladığınız taktirde geri dönüşü olmayan bir yolculuğa başlamış olursunuz…
Eğer zaten huzursuzsanız (benim gibi) sizi daha da huzursuz yapacaktır, ama öte yandan huzursuzluğunuza ortak olup sizinle aynı yolu yürüyecek ve sizi asla yalnız bırakmayacaktır…
“Biri yorgun, biri kaygılı iki parçaya bölünmüşüm,” diyor Pessoa ve hiç çekinmeden, soğukkanlılıkla bizi de ortadan ikiye ayırmaya kalkıyor.
Kendinize hiç olmadığı gibi bakmanıza sebebiyet veriyor, “Ben olmadığı için bütün dünyaya imreniyorum”
Bazen de hayatı bir oyuna benzetip sevgili Oğuz’cuğum Atay’ı hatırlatıyor bizlere, “Bir rol bile üstlenmişliğim yok: O rolü benim için başkaları oynamış. Oyuncu bile değilmişim: O oyuncunun hareketleriymişim yalnızca.”
Evet birbirlerinden farklı yapıda olsalar da, Tutunamayanlar okuyup seven birinin bu kitabı da kesinlikle seveceğini düşünüyorum.
“İçimde huzurdan eser yok, hayır, ama -ne yazık!- huzuru tatmak için istek de yok.”
“En çok anlamak yoruyor bizi”
Kitabı okumak:
Öncelikle şundan bahsetmek isterim: Kitabın orijinal bir sayfa düzeni veya kronolojisi yoktur. Pessoa kağıtları sandıkta dağınık halde bırakmıştı. Bu yüzden farklı dillerdeki, farklı yayıncıların baskılarındaki metin sıralaması birbirinden farklı olabiliyor. Hatta bazıları, kitabın istenen herhangi bir sayfadan okunabileceğini ve böylelikle her okurun kendi Huzursuzluğun Kitabı'nı inşa edebileceğini söyler.
Madem orijinal bir sıralama yok, o halde elimizdeki kitap nasıl oluşturuldu?
Bazı editörler, metinleri konularına göre (aşk, yalnızlık, uykusuzluk, Lizbon) gruplandırdı.
Bunun dışında bazı uzmanlar, Pessoa'nın el yazısındaki değişimleri veya kullandığı kağıt türlerini inceleyerek metinleri yazılış tarihine göre sıralamaya çalıştı.
Bazıları ise okurun en iyi edebi tadı alacağı, sanki bir günlüğün sayfalarıymış gibi hissettiren bir akış kurguladı.
Ayrıca sandıktan çıkan metinler sadece daktilo edilmiş sayfalar değildi. Pessoa; restoran faturalarının arkasına, gazete kenarlarına, zarflara ve hatta bazen başka metinlerin üzerine notlar almıştı. Bu parçaların hangisinin kitabın neresine ait olduğu, hatta hangilerinin gerçekten Huzursuzluğun Kitabı için yazıldığı bugün bile bir tartışma konusudur.
Her şeyden öte kitabı yavaş okumak, şahsen çok keyif almamı sağladı, canım istediğinde ve özellikle huzursuz hissettiğimde bir sayfasını açıp okudum. Bu şekilde okumak hem üzerinde düşünmeme hem de edebi zevk almama oldukça yardımcı oldu diyebilirim.
Evet bu kitap bir roman gibi okunmamalıdır, zaten okunamaz da çünkü bir roman değil, eğer bu kitabı gerçek anlamda okumak ve anlamak istiyorsanız, yavaş yavaş aceleye getirmeden okumanızı tavsiye edebilirim. Ayrıca net bir olay akışı yoktur kitapta zaten, daha çok birinin günlüğünü okur gibi hisseder okuyucu; ancak günlüğün sahibi de gerçek değildir, Pessoa’nın hayali bir karakterinin yazdıklarını okuruz ve kitabı ilginç yapan şeylerden biri de bu.
Evet Pessoa’dan bahsediyorsak Heteronyms’e değinmeden olmaz:
Kendisini “kişilerin dramı” (drama em gente) olarak tanımladığı bir yaklaşım benimsemiş, eserlerini farklı kişilikler altında yazmıştır. Bu kişiliklere heteronym (heterônimo) adını vermiştir, bunlar basit takma adlar değil, tam anlamıyla bağımsız bireylerdir: Her birinin kendi biyografisi, fiziksel görünümü, felsefesi, siyasi görüşü, dini inancı ve yazı stili vardır.
Pessoa, hayatı boyunca 70’ten fazla heteronim yaratmıştır.
Huzursuzluğun Kitabı’ndaki Bernardo Soares ise “semi-heteronym” olarak tanımlanır, çünkü kişiliği Pessoa’ya en yakın olanıdır. Lizbon’da muhasebeci yardımcısıdır; yalnız, melankolik ve introspektiftir. Düzyazı yazar.
Pessoa, bu heteronymleri bir oyun veya “çoklu benlik” olarak görmüş; onlar birbirlerini eleştirmiş, çevirmiş, hatta tartışmıştır.
Bir nevi kişilik bölünmesi ama edebi olanından.
Sonuç olarak bu eşsiz kitap ve Pessoa hakkında söylenebilecek çok şey var ama ben daha fazla uzatmak istemiyorum…
Buraya kadar okuyan sana teşekkür ederim, ve olur da bir daha görüşemezsek diye; iyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler…