‘Yol düşüncesi çeker insanı. Bilinmeyeni aramak, kurcalamak, keşfetmek insanlık hikayemizle başlar. Yol olmasaydı bilinmeyene kanat çırpmak bu kadar cezbedici olmazdı.’s9 diye başlar Çizgisiz Defter biz kitap severlere kapağını açtığımız her kitabın yeni bir yol olduğunu hatırlatarak; içinde bildiğimizi sandığımız dünyaların en bilinmeyenleriyle yüzleştireceğini vaadeder gibi ve vaadini yerine getirir her satırıyla.
Uzun yıllar sürdürdüğü basın-yayın ve belgesel yapımcılığı kariyerinin bir meyvesi olarak derlediği kitap Akif Emre ’nin edebî incelikle rehberlik ettiği bir ruh yolculuğuna dönüşüyor.
Varlık macerasında kulağımıza okunan ilk ezan kadar derin duygular üfleyen bir ezanla başlıyoruz maceraya.
Köklü tarihiyle İslâm’ın en gizli sızısıdır Endülüs… Şanlı fetihlere üstün bir ahlâkî nizama ev sahipliği yapan toprakların, zulüm ve baskıya nasıl bir direniş gösterdiğini Gırnata’da bir narı tanelerlen dinliyoruz. Aahhh diyoruz aaahhh ‘Kalbim Endülüs’ dediği yerde. Kendi yaralarını saran Moriskolardan direnişi öğreniyoruz.
Gezerken ince ince tasvir ettiği kültürel dokuları tahayyül ederken, adeta tarih sahnesinde buluyoruz kendimizi. Gönlümüzde ahh’larla iki denizin birleşemediği rotalardan Kırım’a geçiyoruz. Sürgündeki Aleksandr Puşkin ‘le birlikte yazıyoruz Saray Çeşmesi’ni.
Gezilerinde çektiği fotoğraflarla süslenen kitapta sayfalar arasında hayretimizi artırıyor Akif Emre . özenti ruhlarımızı utandıracak görsellerde serinleten ‘Batı’ya düşen islam gölgeleri’… Osmanlıca yazılmış mezar taşları, Berlin şehitliğinden yükselen minare, saraylara yansıyan motifler ve nicesi…
Bu uzun bir yolculuk… dünya siyasetinin ve dinlerin kavşağında Kudüs karşılıyor bizi. Kusüs derin, Kudüs gökleri her yerdekinden engin…
Bizim Rumeli’ de soluklanmak isterken daha çok aydınlanıyoruz, medeniyetimizin nerelere uzandığına şahit olmak ne coşkulu his… ve memnuniyetsizce bir özden kopuşu farketmek ne hazin… Hepsi bizden, hepsi bizim, hepsi biz; Selanik, Makedonya, Bulgaristan, Arnavutluk, Kosova… Zengin tarihin ve köklü kültürün nakış nakış Türklüğün hülyalarına dalmışken, romantizmin bittiğini Bosna’da düğümlenen boğazımızda hissediyoruz.
“Aliya’nın kabri önündeki hilalin berraklığında buluşan ölüm dikkati… şehidlerin bedenleriyle gösterdikleri ‘ölümde diriliş bilinci’nin somutlaştırdığı maddi simgeye dönüşüyor.”s197
Yine hiç bilmediğimiz yollardan Tayland’ın en samimi islam kimliğiyle tanışmak ve yine tarih kokusu…
İran’da Hafız-ı Şirazi kabrinin şiirsel atmosferini solumadan olmaz diyor ve Irak, Lübnan, Ürdün Mısır, Arabistan… Arabın her mevsimine misafir ediyor bizi rehberimiz.
Tüm bu gezilerden bize kalan ‘bir tür hüzün ve coşkuyla dolu aşinalık’ s.130
Siz duymuş muydunuz Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde Sudan’ a verdiği ehemmiyeti? Sevakin Adası’nın girişindeki uyarı bize gelsin ‘buraya bak ve tarihten ibret al’ s.240
Biz o ibreti alır mıyız bilmem ama en azından nasıl bir tarihin kültürün koynunda büyüdüğümüzü görebilmek için böyle kitapları daha çok okumalıyız kanısındayım.
Motif motif kültür, buram buram tarih kokan kitabımız, aynı zamanda dünya siyasetinde ülkemizin hangi konumda olduğunu da farketmemizi sağlıyor. Her yönüyle nefis bir okuma deneyimiydi. Israrla tavsiye ediyorum.
Unutmayalım ‘Buruk bir gurur gibidir tarih bazen’ s.180