Stephan King okumaya alışkınlığımdan olsa gerek, başlangıçta klasik bir "canavar" kitabı okuyacağımı düşünüyordum. Oysa yalnızca münferit olayların kolektif korkuyu nasıl beslediğine dair tam bir "insan romanı" okumuş bulunmaktayım.
O dağcının kayalara kolunu sıkıştırıp debelendiği filmdeki gibi gündelik hayatın içinden "kuduz" temasıyla böyle bir gerilimi verebilmek muazzam bir başarı. Haberlerde okuduğumuzda birkaç saatliğine zihnimizi belki birkaç gün uykularımızı işgal eden tatsız bir olayın yaşanma anındaki sarsılmaz dehşetin ve bu dehşetin insan vücudunda yarattığı çılgınlıkla birlikte salınan sonsuz adrenalinin ortaya nasıl bir delilik çıkardığını satır satır görüyoruz.
Tabii ki hiçbir Stephen King romanı mistik bir ögeye temas etmeden nihayete eremez. Ancak bu kitap özelinde ben mistik bir öge tespit etmedim. Daha çok mistifikasyondan söz edebiliriz Kujo özelinde. Bir çocuğun sonsuz hayal gücünde yerleşmiş korkunun somut dünyadaki dehşet durumunda cisimlenmesi. Canavarla karşılaşma. Yetişkinler özelindeyse aynı şeyin bulundukları coğrafyada yaşamış ve hikayesi tazeliğini koruyan bir seri katil üzerinden cisimlenmesi.
Korku ögelerinde bizi en çok etkileyen şey korku nesnesine maruz kalmaktır. Şöyle ki bir seri katilin üzerimize saldırıp bizi öldürmesinden daha korkunç olan şey, seri katilin bizi izlediği duygusudur. Hatta seri katilin karşımıza geçip dümdüz bir suratla bize yalnızca bakması dehşetengiz bir şeydir. Donna ve Tadder'ın Kujo'yla karşı karşıya geldiklerinde yaşadıkları şey buydu.
Bir idam mangası sizinle birlikte idam edilecek diğerlerini alıp duvara diziyor. Ancak aynı anda değil teker teker öldürülüyorsunuz. Diyelim ki bu beş kişi içinden siz öldürülecek dördüncü kişisiniz. Sıranın size gelmesi sürecinde yaşayacağınız dehşet ve delirmeyi bir düşünün. Şimdi de her idamın birer saat arayla yapıldığını düşünelim. Bu dört saat daha hayatta olmanız anlamına gelir. Kah delirmenin eşiğine gelirsiniz kah cesarete kapılıp bir anda her şeyin oluvermesini dileyip kaderinize göğüs gerersiniz. Donna tam olarak buradaydı. Ayrıca kendisinden sonra öldürülecek olan beşinci kişiyi kendisinden daha çok seviyordu. Tadder ise Kujo'yu çoktan yüklükte gizlice saklanan canavar olarak mistifike etmişti.
Tüm bu olanların arkasında kitaptaki tüm yetişkin erkek karakterlerde bir aptallık sezinlemek mümkün. Kemp karakteri "reddedilen erkeğin öfkeli toksikliği"ni temsil ediyor. Joe karakteriyse düpedüz bir mağara adamı. Oldukça dürtüsel ve sığ işlenmiş. Roger karakteri rutin hayatını çalışma kültüne kurban etmiş ve zamanının çoktan geçtiğine inanan panik birisi. Vic karakteri karşımıza iyi adam olarak çıksa bile anlam dünyasını penis üzerinden kurmakta ve aldatılma olayıyla yıkılmaktadır. Aldatılmanın iç yüzünü anlamaya çalışması bir roldür. Kafasındaki penis bariyerini aşamaz. Topraklarımızda en çok empati bulacak olan şüphesiz Vic'tir.
Çünkü biz anlamlardan çok organlara bakarız.
Hem derinlemesine hem de çıtır niyetine okunabilecek güzel bir romandı. Yılı bununla bitirmiş olduk. Okuyacaklara şimdiden keyifli ve gerilimli anlar dilerim.