Duyguların karanlık zindanlarında boğulurken, kelimelerin, satır aralarından umut hüzmeleri olarak sızması… Tarık Tufan kalemini ancak böyle ifade edebiliyorum. İçinizde kor gibi bir ağırlıkla zorluyor önce sayfalar. Kendimizi fark ettirerek özgür kılmaya ahdediyor. Başarıyor da.
“İnsan her şeye geç kalandır”
Kendine, sevdiğine, aşkına, hüznüne, sevmeye, vazgeçmeye, bulmaya, farketmeye, üzülmeye, ölmeye…. her şeye ama her şeye Geç Kalan bir adamın tövbe ve yakarışlarında, her bir damla göz yaşında kendimizi buluyor ve tabii geç kaldığımızı anlıyoruz.
Aşkın sıcaklığını duyarken, ayrılığın ateşinde yanışına tanık olmak ve her cümlede kendimizle yüzleşmek…
“Hiç gelmeyecek birini beklemenin ağır, dokunaklı, ıstırap verici, hazin hali” yayılıyor odamıza.
Yüzleşmelerin şaşkınlığını üzerimizden atamazken, garip bir hafifleme hissediyoruz. Bir adam ve kadının sevgiyle çıktığı yolculuklarda kayboluyoruz. İlişkilerin en kırılgan yanlarını o hiç kendine bile itiraf edilemeyen hataları bir çırpıda döküveriyoruz kelimelere.
Kendi çıkmazlarıyla boğuşan ruhların, çocuksu sevinçlere nasıl da mezarlar kazıp, mezar taşlarına kendi adlarını yazdığına göz yaşı döküyoruz.
Her şeye rağmen “Benim aşkım ikimize de yeter” diyen tarafın cesaretini koyuyor avuçlarımıza. Cesareti yüreğine yük olan, avucunda bir kuş gibi taşıyanların, yitireceği umuda, yaşatacağı yılgınlığa, yıkıklığa, yenikliğe, yorgunluğa, yoksunluğa, yurtsuzluğa… “Y harfinden acılar yapma”sına kahrediyoruz. Kaybetmenin her türlüsünü tadıyoruz yani.
Anlatım yoğun duygular mozaiği… olay akışı yok çünkü hayatın akışına da geç kaldık. Kurguya ne hacet, hepsini kafamızda kurmuşuz zaten. Hep ordan burdan duygularımız gibi… hep sonu gelmeyecek sandığımız yürüyüşlerde zihnimizin soluksuz her yöne savruluşu gibi…
“ Kırık dekor, mutfaktaki ahşap dolaba sinmiş kahve kokusu, kış ve yaz sefer tarifeleri, TRT Radyo 3, Güneyde Bir Yer…. veda niyetine yanıp sönen balkon lambası, bir dünyayı ardında bırakmak ve öyle şeyler.”
Fısıltı mı haykırış mı siz karan verin. Kitabı kapatınca benliğinizde duyulan tek gerçek: Her şeye geç kalın ama göğsünüze vakitsiz sevinçler sunmaya gönüllü olan kimselere geç kalmayın. “Gün ortasında yıldızsız bir gece” üşütmesin yüreğinizi…