Merhabalar.
Bugün sizlere beni derinden etkilemiş, içimde hakkında bir şeyler söyleme isteği bulunduran bir yazar olan Gabriel Garcia Marquez'den bahsedeceğim. Yazarı kendi anılarını anlattığı Anlatmak İçin Yaşamak kitabıyla inceleyelim.
Marquez, 6 Mart 1928'de Kolombiya'nın Aracata kentinde dünyaya geldi. Kendisi hem anne hem baba tarafından ilk ve gözde torun olmuştur. Kendisinden sonra -sayısını unutsam da- birçok kardeşi olmuştur. Çocukluğu albay dedesinin evinde sayısız akraba, yerli hizmetliler ve onu etkileyen kadınlar arasında geçmiş. Evlerinde birçok oda ve bu odalarda teyzeler, halalar ve uzak akrabalar vardır. Birçoğu çok uzun süre yaşamışlar ve sanki yaşamlarının son demini almak için bu yalnızlar evini seçmişler. Marquez çocukluğuna dair birçok anısını hatırlar. Öyle ki, bazı anlattıkları anılar gerçek olmasına karşın ailesine palavra gibi gelir. Örneğin evlerinde yaşayan teyzelerinden ayrıntılarla bahseder ancak annesi bunu hatırlamasına imkan olmadığını söyler. Çünkü bahsettiği kadın Marquez doğmadan önce ölmüştür. Bu ev bana bir matruşkayı andırmakla beraber kendi aile bağlarımı hatırlatıyor. Kalabalık ailede büyümenin, anlatılan olağanüstü hikayelerin, batıl inanç dediğimiz birçok inancın kendi içerisinde bir gerçeklik yarattığını hissetmişimdir. Belki de bu yüzden yazdıkları arasında hiç kafam karışmadan süzülerek geçer, büyünün gerçekliğin bir yansıması olduğunu bilirim.
Marquez romanlarındaki karakterler aslında onun yaşamındaki insanlardır. Yazdığı tüm roman karakterleri çevresindeki insanlardır. Yüzyıllık Yalnızlık kitabındaki Macando kasabası aslında doğduğu yer Aracata'dır. Macando ismini de trenle geçtiği yollaradan birinde tabelada görmüş ve kullanmak istemiş. Dedesi ve ninesi çocukluğunda onun hayal dünyasını besleyen belki de bütün karakterlerinin ana kahramanlarıdır. Ben birçok kitabını okumuş biri olarak çoğunlukla onların hikayesini görüyorum. Marquez'in dedesi Bin Gün Savaşları'nda savaşmış emekli bir albaydır. Hayatı boyunca sözü verilen emekli maaşını beklemiş. Namusu için girdiği bir düelloda arkadaşını öldürmek zorunda kalmış, kan davası korkusu ve vicdan azabıyla eşini de alıp Aracata'ya taşınmışlar. Marquez'in ninesi de çocukken ona çeşitli korkunç hikayeleri öylesine sakin bir şekilde anlatırmış ki yazarın hayal dünyasını genişletmekle beraber içine dehşet saçmış. Ufacık bir kadın; her işe koşan evi çekip çevirmek için şekerden horozlar yapıp satarmış. Evlerindeki yerli hizmetli kadınlardan dillerini öğrenmiş. Dedesinin işliğinde vakit geçirmeye bayılırmış, dedesi gümüşten balık uçlu kolyeler yaparken Marquez de duvara resimler çizermiş. Anne ve baba nerede diye sorarsanız, onlar babasının işinden dolayı başka bir şehirde yaşarlarmış. Annemi her gördüğümde kucağında bir başka kardeş vardı der, yazar.
Okumaya, yazmaya, resim çizmeye ve şarkı söylemeye inanılmaz bir açlık duyarak büyümüş. Tabiatı gereği inanılmaz utangaçmış da. Kitapta birçok kez utangaçlığı yüzünden çektiği acılardan bahseder.
Bana sorarsanız Marquez'i Marquez yapan en önemli etkenlerden biri çocukluğundan beri üzerlerinden kalkmayan bir kara bulut olan yoksulluk derim. Kitapta ailesinin ve kendisinin çektiği yoksulluktan çok bahseder. Bu yoksulluk onun yaşam akışını çok kez değiştirse de içindeki yazma tutkusunun üzerine geçemez. Ailesi onun hukuk fakültesini bitirmesini, mesleği olması için çok ısrar eder ancak yazar hayalinden vazgeçmez. Hatta babasına annesi yoluyla şu mesajı iletir:
"Onu çok sevdiğimi söyle, sayesinde yazar olacağım... Başka hiçbir şey olmayacağım, sadece yazar olacağım."
Sokakta da kalmıştır, günlerce midesine bir şey girmediği de olmuştur. Yine de her bulduğu fırsatta okumuş, nasıl bir yazar olacağı konusunda çok düşünmüştür. Onu dönüm noktasına getiren olay annesiyle çocukluğunun geçtiği kasabaya olan yolculuktur. Aracata'ya, dedesinin evini satmaya gittiklerinde geçirdiği yolculuktan çokça bahseder. Nine ve dedesinin, yaşadığı bu evin tüm yazma isteğinin kaynağı olarak görür. Kitaptan dedesiyle ve evin kadınlarıyla ilgili iki alıntı paylaşacağım:
" Bu melek kadınlar arasında tam anlamıyla güvencemdi dedem. Yalnızca onun yanındayken tehlike geçer, ben kendimi ayaklarım yerde, sağ salim yaşamın içinde hissederdim." (syf98)
"Benim varoluşumu ve düşünce biçimimi asıl şekillendirenin evin kadınları ve çocukluğumun vazgeçilmezleri hizmetliler olduğunu rahatça söyleyebilirim. Bu kadınlar güçlü karakterli, yumuşak kalpli ve şefkatliydiler, bana bir yeryüzü cennetindeymiş gibi doğallıkla davranırlardı." (syf 87)
Bu evin ayak izlerini tüm kitaplarında görürsünüz. Ben bu ayak izlerini takip ettim, hayret ettim ve gülümsedim. Başta Yüzyıllık Yalnızlık olmak üzere yazardan birçok kitabı okudum. Belki de çok içselleştirdim. Çocukken fark ettiklerini ben de çevremi izlerken görmüştüm. Birçok kez duygularını, sakladıkları şeyleri, yalanlarını anlamıştım. Çocuk bu anlamaz derlerken bile.
Yüzyıllık Yalnızlık kitabında "Bu kitapta gerçekliğe dayanmayan hiçbir şey göremezsiniz." der. Birçok okur kitabı okurken kafası karışır, ne anlatıldığını idrak edemezken bile yazar neden böyle bir söz etmiştir? İşte bunun cevabını, yazarın anılarını anlattığı bu kitabı okuduğunuzda daha iyi anlamış olacaksınız.
Yazar gençlik yıllarından, doğduğu ülkenin siyasi çalkantılarından da çokça bahseder. Ülkede bitmeyen bir iç savaş; savaşın doğurduğu savaşlar silsilesi vardır. Bitmeyen çıkarlar, paylaşılmayan sınırlar, dökülen kanlar... Gazetecilik yaptığı yılların da konusudur bu durum. Kendisinin de bir siyasi kimliği ve duruşu oluşmuştur. Bu yüzden yıllarca CIA tarafından izlenmiştir. Fıdel Castro ile inanılmaz bir dostlukları olmuştur. Aslında bakarsak, Marquez'in en büyük destekçileri arkadaşlarıdır. Üniversite yıllarında çılgınca edebiyat konuşmuş, yazdıkları arkadaşları tarafından beğenilmiştir.
Yaşamını taçlandıran olaylardan biri ve az önce söylediğim sözü geri alarak diyorum; en büyük destekçisi çocukluk aşkı Mercedes Barcha ile evliliğidir.
Yazarın kitaplarına ilham olan yaşam öyküsünden kısaca bahsettim. Şimdi kendi kalbimde ve lisanımda Gabriel Garcia Marquez kimdir, onu anlatmak istiyorum. Ondan takma adı olan GABO olarak bahsetmek istiyorum. Arkadaşlarımın da benden en az bir kez bu cümleyi duydukları, canım dedem Marquez.
Gabo'nun beni en çok etkileyen kitabı şüphesiz Yüzyıllık Yalnızlık. İlk okuduğum günü hala hatırlıyorum. Çok etkilendiğim üç kitap ve yazarı üst üste okuduğum bir dönemdi. Adeta okuduklarım yüzünden bir sarhoşluk ve coşku içindeydim. Üçüncü kitap olmalı herhalde. Odamda kırmızı geyikli pikemin üzerinde kıvrılmış okuyorum, annem mutfakta yemek pişiriyor. Kış ayları hava soğuk. Kitabın başındaki soy ağacına bakıyorum sonra ilk sayfayı açtım. Şu cümle çok hoşuma gitti ve altını çizdim.
"Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu ve onlardan bahsederken parmakla göstermek gerekirdi."
Okudukça kitabın içerisine daldım; sarı çiçekler, sarı kelebekler, sarı ev.. Nehrin kenarındaki badem ağaçları, hafızasını kaybetmiş insanlar. Bir soydaki kehanetin (lanetin) yüzyıl boyunca devam etmesi. Güzel Remedios, Albay, Ursula.. Kendi ölümü üzerine kehanette bulunan insanlar.
Herhalde çocukken evimize çeşitli misafirler gelmese, ölümler hakkında kehanetleri bulunan insanlar görmesem bana bu kadar tanıdık gelmezdi. Dedemin Buendia gibi bir iğde ağacının altında saatlerce kalabildiğini, gelen geçen herkesle konuştuğunu gördüm. Ertesi sabah öleceğini, anneme çenesini nasıl bağlaması gerektiğini anlatmasına şahit oldum. Aynada kendisini tanımayıp kendisiyle tartışan, uyanıkken de ölen akrabalarıyla sohbetlerine denk gelip korkudan kulaklarımı kapattığımı yaşlıları hatırlıyorum. Çocukken evlerin melekleri olduğunu anlatıp yükseklerden, çeşme başlarından korkuturlardı. Bu yüzdendir ki evin içinde gezen ruhlar bana pek yabancı gelmedi kitapta. 120 yaşına kadar yaşayan büyük dedemi de hayal de olsa hatırlıyorum. Kendi kehanetlerimin gerçekleşmesi ve büyüklerin benden de ihtiyatsız olup bu duruma büyülenmeleri de var. Kitabı okurken hissettiğim heyecan ve tanışıklık buradan geliyor. Neyin gerçek neyin hayal olduğunu önemsemeyip en saf haliyle görebilme gücünü. Hiçbir engel olmadan. Tıpkı Güzel Remedios gibi.
Gabo benim için çok daha uzun anlatılacak birisi, şimdilik bu yazdıklarımla son vermek istiyorum. Son olarak şuna inanıyorum ki, eğer ruhların benzer mayalardan ortaya çıkma gibi bir durumu varsa kendi mayamın ruhunu, canım dedem Marquez ile aynı mayadan almış olduğum inancı.
Okuduğunuz için teşekkür ederim, sevgiler.