Puan vermedi·384 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Ocak 2026 00:50 Şehir ve Şehir zor da olsa tahmin edebileceğiniz gibi iki şehrin hikayesi. Ama Dickens gibi değil daha çok bölünmüş Berlin ya da Buda ve Peşte gibi, aslında bunlara da hiç benzemiyor bu şehir devletler. Yeni Tuhaf Kurgu denilen bu türün önemli isimlerinden olan China Mielville apayrı bir yer yaratıyor yaşadığımız dünyanın içinde. (Eski tuhaf kurgu (yani sadece tuhaf kurgu- weird fiction ne derseniz o Lovecraft dönemine kadar uzanıyor.)
Polisiye hatta karanlık polisiye romanımıza geçmeden önce bu tuhaflıktan bahsetmem gerek galiba. Aslında kurgu iki düşman şehirde geçiyor, bölünmüş Berlin, ya da Kudüs ya da Lefkoşa gibi belki. Bunların ayrı yönetimleri, ayrı kanunları, ayrı dilleri, ne bileyim hemen her şeyleri ayrı. Eskiden tek bir şehir miymiş, o bile bilinmiyor tam olarak. Dönem soğuk savaş sonrası, ortam balkanlar galiba ya da yakınları, şehirlerin yavaş yavaş kabuk değiştirme dönemleri. Bir geçiş var şehirlerarası, işte öyle. Klasik bir post-sosyalizm polisiyesi desem onun bile insanı çeken bir tarafı var değil mi? Ama işte bambaşka bir şey daha var burada hayallerimizi zorlayan. Besźel ve Ul Qoma adındaki bu iki şehir örtüşük. Yani üst üste binmiş, aynı coğrafyayı paylaşıyorlar. Yani iki şehrin insanları da aynı sokaklarda (farklı taraflarında ama) yürüyorlar. Karşı komşular farklı şehirlerde oturuyorlar. Ve hiç kimse bu sınır geçişi dışında diğer şehre en ufak bir ihlalde bulunmamalı. Ayak basmak, konuşmak, ya da diğer şehirdeki herhangi bir şeye bakmak bile ihlal sayılıyor ve failler “İhlal” ekipleri tarafından götürülüyor.
Şimdi olay fazlasıyla saçma geldi değil mi? Yani birisi bu saçma dünyayı nasıl okunur kılabilir ki. İşte yazarımız burada parlıyor aslen, başka şeyler de var ama bu farklı dünyaları, küçüklükten başlayarak insanların kafasında yaratılan bu “görmeme” hissini, fiziksel olarak var olanı algılarla ve ideolojiyle yok etmeyi çok iyi yedirmiş kitaba Mieville. Yani görmemek doğal değil öğrenilmiş bir şey romanda. Öyle bir şey yapmış ki bu kentleri ayrı bir karakter olarak düşünüyoruz bazen.
Evet, polisiye bir öykü bu, ama yukarıda bahsettiğim dinamiklerle bütünleşmiş bir polisiye. Ana karakterimiz sistemin başka bir adamı, fazla karizmatik değil, diğer karakterler de empati kurabileceğimiz insanlar değil. Kurallar, yetkiler, komisyonlar vb. aslında bu karışık ve biraz da soğuk (aslında oldukça da kafkaesk) bir hikâye. Ama elden bırakmak da mümkün olmuyor bir türlü. Yapıyı kavradıktan sonra okuyup, bitiriveriyorsunuz heyecanla. Arada kayıp bir üçüncü şehrin peşinde koşuyorsunuz, “İhlal”in karmaşık doğasına şaşırıyorsunuz, ya da kentlerin farklı mimari dilleri içinde kayboluyorsunuz. Bitirdikten sonra da kafanızda Winston Smith’in yaşadığı ya da Calvino’nun yazdığı farklı kentler geliyor aklınıza. Ama en çok gündelik hayatın içinde görmemeye programlandığınız şeyleri düşünüyorsunuz.
Uzun lafın kısası China Mielville’le (İsmini ailesi sözlükten bulmuş güzel isim ararken:) tanışmak isteyenler ya da hem polisiye/hem kafkaesk/hem felsefi/hem de fantastik bir hikaye arayanlar için ideal bir roman bence Şehir ve Şehir. İlginç isminin hatırına bile okuyabilirsiniz tabii. İyi okumalar
Not: Bayrak asmak isteyenler için kitapta bölgedeki diğer ülkelerle birlikte Türkiye ve Türkler de geçiyor ara sıra, ama iki yerde de Atatürk var.