·172 syf.····Okunma: 06 Ocak 2026 17:14 Kitap, eski Müslümanların dinden çıkma sebeplerini serdettikleri; samimi bir sorgulamadan ziyade, peşinen “aydınlanma” olarak lanse edilen anket formlarından müteşekkil, büyük ölçüde sübjektif bir metin olarak dikkat çekmektedir. Kur’an okuyanların yalancı, namaz kılanların tecavüzcü, zekât verenlerin hırsız olduğu; zekât, sadaka ve infakın ise birer sömürü aracı olarak kullanıldığı iddialarıyla, İslam mensuplarının topyekûn ahlaksızlıkla itham edildiği bu eserde; Ramazan’da oruçluymuş gibi davranan, inanmadığı hâlde gösteriş için namaz kılan, imamlık, müftülük, öğretmenlik ve akademisyenlik gibi meslekleri “profesyonelce” icra ettiklerini ve bu icra esnasında söyledikleri yalanlarda etik açıdan herhangi bir sakınca olmadığını ifade eden söz konusu kişilerin iki yüzlü bir yaşam tarzını savunmaları, ironik ve son derece samimiyetsiz bir tablo ortaya koymaktadır.
İnananların cahil, aklen eksik, bilimden uzak, sorgulamayan ve kültürsüz kimseler olduğu; ve dahi inandıkları Allah’ın ise aptal, küsen, trip atan, yakmaktan zevk alan sapkın bir ilah olduğu, hatta dünya organizasyonunu dahi beceremediği, inanmayanların ise aydın ve üstün bir konumda sunulması; buram buram kibir ve terbiyesizlik kokmaktadır. Her ne kadar kitabın doğrudan konusu olmasa da, İslam’a giren mühtedilerin genellikle kibirden uzak, insanları aşağılamaktan ziyade kendi içsel dönüşümlerine odaklanan, mütevazı bir tavır sergilemeleri; karşılaştırma açısından üzerinde düşünülmeye değer bir noktadır.
Eserdeki birçok anlatıda, ibadetlerin gereksiz bir meşakkat olarak görüldüğü; İslam’ın konfor alanlarını bozması, her türlü haltı yemelerine müsaade etmeyip sınırsız bir özgürlük alanı sunmamasını yani özetle sorumlulardan kaçışlarını felsefî bir hakikat arayışı olarak makyajladıkları söylenebilir.
Kitapta yer alan 21. ve 26. metinlerin, neredeyse birebir aynı olmasına rağmen yalnızca mesleklerin (imam–şoför) değiştirilerek yeniden yazılmış olması, eserin bazı bölümlerinde ciddi bir kurgu ihtimalini gündeme getirmektedir.
Birçok yazıda modernizmin tek doğru olarak kabul edildiği ve tarihselciliğin İslam’dan çıkıştan önceki son basamak olarak kullanılması dikkate şayan bir durumdur. İsmi zikredilsin ya da edilmesin, pek çok anlatıda Mustafa Öztürk’ün cümlelerinin neredeyse aynen kullanıldığı ve bu düşüncelerden ciddi biçimde etkilenildiği anlaşılmaktadır.
Tüm bu eleştirilerle birlikte, insafın gereği olarak; samimi bir sorgulama ve şüphe içerisinde olup, görüşlerini edep sınırları içinde ifade eden bazı yazarların da bulunduğunu belirtmek gerekir. Kitap, her ne kadar akademik bir araştırmadan uzak, dayatmacı ve sübjektif bir içeriğe sahip olsa da, inkâr sebeplerinin neler olduğu konusunda geniş bir araştırma havuzu sunması bakımından istifade edilebilecek bir kaynak niteliği taşımaktadır.