Kitap, eski Müslümanların dinden çıkma sebeplerini serdettikleri; samimi bir sorgulamadan ziyade, peşinen “aydınlanma” olarak lanse edilen anket formlarından müteşekkil, büyük ölçüde sübjektif bir metin olarak dikkat çekmektedir. Kur’an okuyanların yalancı, namaz kılanların tecavüzcü, zekât verenlerin hırsız olduğu; zekât, sadaka ve infakın ise birer sömürü aracı olarak kullanıldığı iddialarıyla, İslam mensuplarının topyekûn ahlaksızlıkla itham edildiği bu eserde; Ramazan’da oruçluymuş gibi davranan, inanmadığı hâlde gösteriş için namaz kılan, imamlık, müftülük, öğretmenlik ve akademisyenlik gibi meslekleri “profesyonelce” icra ettiklerini ve bu icra esnasında söyledikleri yalanlarda etik açıdan herhangi bir sakınca olmadığını ifade eden söz konusu kişilerin iki yüzlü bir yaşam tarzını savunmaları, ironik ve son derece samimiyetsiz bir tablo ortaya koymaktadır.
İnananların cahil, aklen eksik, bilimden uzak, sorgulamayan ve kültürsüz kimseler olduğu; ve dahi inandıkları Allah’ın ise aptal, küsen, trip atan, yakmaktan zevk alan sapkın bir ilah olduğu, hatta dünya organizasyonunu dahi beceremediği, inanmayanların ise aydın ve üstün bir konumda sunulması; buram buram kibir ve terbiyesizlik kokmaktadır. Her ne kadar kitabın doğrudan konusu olmasa da, İslam’a giren mühtedilerin genellikle kibirden uzak, insanları aşağılamaktan ziyade kendi içsel dönüşümlerine odaklanan, mütevazı bir tavır sergilemeleri; karşılaştırma açısından üzerinde düşünülmeye değer bir noktadır.
Eserdeki birçok anlatıda, ibadetlerin gereksiz bir meşakkat olarak görüldüğü; İslam’ın konfor alanlarını bozması, her türlü haltı yemelerine müsaade etmeyip sınırsız bir özgürlük alanı sunmamasını yani özetle sorumlulardan kaçışlarını felsefî bir hakikat arayışı olarak makyajladıkları söylenebilir.
Kitapta