Farklı köşelerine doğru saatlerce yürüdüğümüz, kalabalık ve tenha mahalle-lerini adımladığımız, çarşı pazarlarında gezindiğimiz ve dükkânlarına girip çıktığımız Gulcada, Islami ölçüler çerçevesinde örtünmüş tek bir mütesettir kadına tesaduf etmedik. Sokaklarda gördüğümüz Uygur kadınların çoğunun başı açıktı. Saçlarını kısmen kapatanlar ise, kulak, küpe ve boyunlarını açıkta barakacak şekilde, Anadolu'da bizim "kundak bağlamak" dediğimiz tarzda örtünmüştü.
Peygamber Efendimiz aleyhisselam şöyle buyurmuştur: Allah Tealanın bir kula günah işlemesine rağmen dünyada sevdiği şeyleri ihsanda bulunduğunu görürseniz, bilin ki o istidraçtır. Bu sözünün ardından da Efendimiz sonra şu Ayeti okudu: Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında onlara her şeyin kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilen nimetlere sevinip zevke dalınca onları azabımızla ansızın yakalayıverdik. Hemen ümitsizlige kapılıp şaşkına döndüler (En'am, 6/44). Ahmed bin Hanbel hadisi
Bayezid-i Bistami şöyle demiştir: Bir adamın keramet olarak havada bağdaş kurup oturduğunu bile görseniz, onun haline aldanmayın! Allahın emir ve yasaklarına tam uyup uymadığını bilip görmeden, onun bu tür hallerine itibar etmeyin!
İnsanın manevi hastalıklarından bir başkası, verdiği ve cömertlik ettiği şeyleri gözünde büyütmesi ve bağışta bulunduğu kimselerden kendisine minnet ve şükran duymalarını beklemesidir.
Bu ruh halini ortadan kaldıracak ilaç şudur: Kul bilmelidir ki, aslında o rızkın ulaştırılmasında kendisi aracı dan başka bir şey değildir. Rezzak olan, yani bütün varlıkların, dolayısıyla da insanların rızıklarını veren sadece Allah'tır.