Gönderi

Spoiler içerir
3/10
·112 syf.··
2026 5. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2026 15:55
Bugün bitirdiğim Yılkı Atı kitabı hakkında bahsetmek istediğim çok şey var, başlayalımm. Öncelikle kitabın öznel yorumu, sonra nesnel gerçekler. Kitap asla bana hitap etmedi. Öylece geçip giden bir kitaptı ne üzdü ne de duygulandırdı yani beni. Kitapta çok gereksiz küfürler ve hakaretler vardı. Köylüler vesaire herkes kötü, sürekli arkadan kötü konuşmalar, hakaretler, küfürler ve lanet okumalar bana ‘keşke sadece atların koşmalarını okusaydık’ dedirtti açıkçası. Şimdi yine kısa yazamadım (başaramıyorum) ama size kitapta yaşanan her şeyden bahsedeceğim. Hikayemizin öncesi İbrahim adında bir adamın seneler önce bir tayı, yani atının yavrusu olmasıyla başlıyor. Yavru gittikçe güçleniyor ve yetenekleri gelişiyor. Yavrumuz ve başrolümüz olan bu atın adı Doru. İbrahim bey, Doru’nun yeteneklerini fark edince ona çok iyi bakıyor, yarışlara katılıp tüm atlara fark atarak para kazanıyor, atına kimseye elletmeyecek kadar fazla değer veriyor ve tabiri caizse Doru’nun toynağını sıcak sudan soğuk suya sokmuyor. Tabii yıllar ilerleyip Doru yaşlandığında ve artık eski çevikliği de kalmadığında araba çekmek gibi işler için kullanmayı düşünüyor İbrahim bey onu ama atımız ağır işlere hiç alışkın ve yatkın değil, hiç zorluk görmemiş bir prenses adeta. Tabii Doru’nun da bir yavrusu oluyor, aynı onun gençliği gibi çevik bir tay. Bu arada kitapta atlar konuşmuyor, atları anlatıyor ama üçüncü ağızdan. Neyse devam edelim. İbrahim bey, geçim sıkıntısından dolayı bir sürü hayvanı varken Doru’yu yılkılık yapmaya karar veriyor. Yılkılık, atların dar zamanda, çoğunlukla kış aylarında, doğaya bırakılması ve hayatta kalırlarsa geri alınması veya satılması gibi bir uygulama. Kitapta herkesin yaptığı bir şey bu, yani İbrahim bey de bir sıkıntı göremiyor bunda. Nitekim Doru gibi narin bir atın kışın dışarıda hayatta kalmasının zor olduğunu da biliyor. Doru ovaya doğru kovuluyor ama defalarca geri geliyor. Evinin kapısına dayanıyor ama İbrahim bey ya açmıyor ya da daha şiddetli kovuyor onu. Derken kırlarda Çılkır dediğimiz bir atla karşılaşıyorlar. Birlikte hareket ediyorlar ve bir gün de Aygır denen başka bir atla karşılaşıyorlar. Aygır, yılkılık atların lideri konumunda diyebiliriz. Karşılaşmalarında resmen dişi olan Doru için bu iki erkek at kavga ediyorlar, şahlanıyorlar, birbirlerine çifte falan atıyorlar ama kriz geçirdim yani saçmalıktan. Neyse biraz daha uzatırsam birlikte delireceğiz. İlerleyen zamanda, kötü hava koşulları ve dondurucu kışta tüm yılkılıklar sürü hâlinde dolaşıyorlar. Derken yılkı atlarını öldürebilecek az sayıdaki faktörlerden en tehlikelisi çıkageliyor. Kurtlar. Doru bu saldırı sırasında orada değil, köye dönüp yine evine gitmek istiyor ama kötü hava koşulları ve açlıktan etkilendiğinden bir köylünün kapısı önünde yığılıp kalıyor. Köylü de sevaptır diye ve diğer köylüler onun iyilik yapışını övsünler diye atı alıyor ahırına, bakıyor besliyor kendine getiriyor. Bu kurt saldırısında Çılkır bir kurt tarafından vahşice öldürülüyor. Bütün sürü bu ölümü fark edince kederleniyorlar ama yollarına devam ediyorlar. Doru güçlenip geri kırlara döndüğünde de Çılkır’ın yokluğunu fark ediyor, üzülüyor ama kötüyü hiç düşünmüyor. Bir gün İbrahim bey yılkılık atını düşünürken bir adam atını gördüğünü, gayet iyi olduğunu, belki de eski gücüne kavuştuğunu söylüyor. İbrahim bey sanki kapıdan defalarca kovmamış, kendisi onu yılkılık bırakmamış gibi alıyor Doru’nun çocuğu tayı gidiyor Doru’yu almaya. Doru’nun kendisiyle öylece gelmeyeceğini bildiği için tayın gemini falan çıkartıyor ve öyle gönderiyor Doru’nun yanına. Bu anne çocuk birbirini tanıyor, seviniyorlar. İbrahim’in amacı ise yaklaşıp yuları Doru’nun boynuna geçirmek. Oğlu Mustafa’ya veriyor görevi ama yuları geçirdikleri anda Doru şahlanıyor ve karşı çıkıp kaçmaya başlıyor, tabii tay da peşinden. Bir daha ikisini de bulamıyorlar. Kitap bu şekilde bitiyor ama şimdi nefret bölümüne geldik hehehe. Kitapta Doru adlı atımızın doğuşu nasıl oluyor biliyor musunuz? Kendisine atların emanet edildiği 12-13 yaşındaki çocuklar Doru’nun annesi olan at bağlı dururken yanına gelen erkek yaban atına bakıyorlar ki çiftleşmek istiyor, lakin dişi at rahatsız. Atın arka ayaklarına pranga vuruyorlar :) yani başka bir canlı türünde tecavüze yardım ve yataklık. Tabii gün gelse İbrahim yine o dişi atı çiftleştirecekti ama 12-13 yaşındaki çocukların bu vahşiliği yapması beni bitirdi. Sonra Çılkır’ın ölüm şeklini de buraya yazmadım ama çok pis bir ölüm yani basite indirgenemez (yine yazmayacağım). Yani genel olarak nefret içinde, kötü bir halkın arasında geçen bomboş, atların bir sağa bir sola koşturmasını okuduğumuz bir kitaptı. Kendi döneminde (1970) çok sevilmiş olacak ki 1971 yılında TRT Roman Başarı Ödülü’nün sahibi olmuş ama YEMİN EDERİM tam olarak (genellemeden uzak) o eski insanların ahlak anlayışları ve geri kafalılıklarıyla yazılmış, döşenmiş saçma bir kitaptı. Hatta o kadar saçmaydı ki İbrahim kendi oğlu için ‘sonuçta sen İbraam’ın belinden düştün’ diye bahsediyor kendi başınayken. Bu incelemeyi yazmadan önce 5 puan vermiştim ama şimdi 3’e indireceğim. Bu puanı vermemin tek nedeni ise kolay okunan yazım dili ve başka da bir şeyi yok. Neyse dostlarım, ben beğenmedim, ben önermem, öneren edebiyat hocaları gördük ama ı ıh yani. Çok merak eder de okursanız gelip yorumlarda fikirlerinizi belirtebilirsiniz <3
Yılkı AtıAbbas Sayar · Ötüken Neşriyat · 20268bin okunma
·
303 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Harika bir inceleme olmuş, emeğinize sağlık.
Şahzede
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederiiimmm 💞
2017 yada 2018'de trt de çizgi film vardı doru diye o sandım bi an ödüm patladı 😔😔 ellerine sağlık teşekkürlerr🫶🏻
Şahzede
Gönderi Sahibi
Clebdlbelxbs ay yok o gayet sarıyordu küçük kuzenlerle izlemelik bir çizgi filmdi bu bambaşka bir vaka VE teşekkür ederiiimmmmm zevkti benim için 😚
Şahzede
Gönderi Sahibi
Yine çok uzun oldu ve puanı 5ten 3e düşürmeme neden olan bir incelemeydi