Yaşar Kemal bizi kendi evine Adana’ya davet ediyor bu romanında, Cumhuriyet’ in kuruluşundan biraz sonrasına. Öyle bir dönem ki; Adana’nın dağ köylerine devletin eli henüz ulaşmıyor ve ağalar köyleri sömürüyor.
Bu romanın kötüsü Abdi Ağa’ da İnce Memed’ in köyüne zulmettikçe zulmediyor. Köylülerin hasatlarından 3’te 2’ sini alıyor ( bazen daha fazlası); köylüleri aç bırakıyor ve ellerindeki malları da yok parasına sattırıyor. Böyle bir ortamda tüm ekonomik zorbalıklara katlanan İnce Memed için son nokta sevdiği Hatçe’ nin, Abdi Ağa’ nın yeğeniyle zorla evlendirilmeye çalışılmasıdır. Bunun üzerine İnce Memed, Hatçe’yi kaçırır ve peşindekilerden kurtulmak amacıyla Abdi Ağa’ nın yiğeni Veli’yi öldürür ve Abdi Ağa’ yı da yaralar. Bu olaylardan sonra İnce Memed artık dağa kaçıp eşkıya olmuştur; devletin elinin çokta değmediği bu topraklarda artık kahramanlaşan, halkın desteğini toplayan bir yiğit vardır.
Pek çok teferruatı atlayarak son kısmını şöylece özetleyelim: İnce Memed, Abdi Ağa’ nın kumpası ile hapse atılan Hatçe’ yi başka bir cezaevine nakil sırasında cezaevinden kaçırır. Bir dağ mağarasında hayat kurmaya çalışırlar; lakin kurşun bu sefer devletin kendisine sıkılmıştır. Devlet yakasını bırakmayacak aylarca her gün her saniye kuşatacaktır İnce Mehmed'i. İnce Memed yalnızlaşacak, yaralanacak ve Hatçe’si ölecektir. Çocuğu ise Iraz adında Hatçe’ nin kader arkadaşı olan bir teyze tarafından büyütülecek gibi duruyor ikinci cilde geçerken.
I. cildi şöyle bitirmeyi uygun görüyor Yaşar Kemal. Genel af çıkıyor; eşkıyalar affedilecek; eğer şehre inip teslim olurlarsa. Halk ise biliyor ki; bu düzen'in sadece adı değişiyor devran hep aynı. Onun için reyleri İnce Memed'in eşkıya olarak onları korumaya devam etmesidir. Merakla beklenen İnce Memed'in tercihini Yaşar Kemal şöyle açıklıyor: İnce Memed, cildin son sayfalarında Abdi Ağa'yı öldürür ve dağlara doğru çıkar. Karar verilmiştir; Adana bir eşkıyaya daha sahiptir artık.
Bitirmeden biraz da teknik meselelerden bahsetmek gerekirse, Yaşar Kemal toplumsalcı bir bakış açısıyla bu romanı örmüş. Böyle olduğu için de buralara dışarıdan bakan kimseler için - Yaşar Kemal’ in sol eğilimi de göz önüne alındığında- bu roman daha sevimli ve daha kıymetli bir eser olarak algılanmıştır. Yoksa her bölümüne başlarken bir ya da iki paragraf tutan Adana civarındaki yerlerin tasvirlemeleri dışında; sadece diyaloglar ile inşaa edilmiştir bu roman; dolayısıyla eser bir romandan ziyade tiyatroya yakınlaşmıştır. Bu diyalogların da günlük konuşma dilinden farklı olmaması ve düşünce konusunda kişiyi zora sokmamasından dolayı okuyucu yer yer seyirci haline geliyor; okuyucu vasfını yitirerek. Dolayısıyla Edirne ötesinden gelen bu romana teveccühlere gene dikkatli bakmak lazım derim ben.
***
Devletin eli değmeyen yerlerde kolluk kuvvetlerinin kendisini paranın hizmetine vermesi de önemli bir tartışma konusu olarak bu romanda yer tutar. Lakin benim dünyamda bir önceki cümle çokça meseleyi zaten anlattığı için lüzumsuz yer ayırmayacağım bu yazı özelinde.