Gönderi

DAZİBAO
Puan vermedi·210 syf.··
2025 14. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2025 12:19
Şapkadan çıkan tavşan herkesi gülümsetir. Bilirsin orada olduğunu ama yine de ustaca şapkanın dibine dalan o parmakların arasındaki sabırsız iki kulağı görür görmez, ellerini ağzına götürür, gözlerini kocaman açar ve sadece ona bakarsın. Gözlerin beynini oyalar ve sonra peş peşe gelir diğer numaralar. Gösteri biter, tavşan kafese girer ve sihir sona erer. Sihirbazın hileleri sadece ona inananları mutlu eder. Ben dün sabah tavşanı ölmüş bir sihirbazı dinledim. Bu işe yeni başladığında ilk aldığı tavşan ölmüş hem de. Şapkanın içinden ölü bir tavşan çıkarmış. Yüzünden o günün üzüntüsünü okudum. Şapkanızdan ölü bir tavşan çıkarmak zorunda kalan bir sihirbaz olsaydınız ne hissederdiniz? Sihire inanmak isterdiniz değil mi? Herkes sihire inanmak ister. Bile bile. Olmayacağını bile bile istersin. Beklenmeyeni görmek istemek. Kaderi zorlamadan, kendini yormadan, beklemeden istemek... Ölü tavşanı düşünme Seyircileri düşünme Sihirbazı düşün... İşte Yu Hua'nın Yaşamak kitabındaki Fugui, her gösteride şapkasından tavşanı ölü çıkan bir sihirbaz gibi yaşamış. Bu kitabı siz okumuyorsunuz, Fugui karşınıza oturup anlatıyor. Şapkasından sürekli ölü tavşanlar çıkanlara benzer hikayesini. Hangisi hayattır bu metaforda bilmem ki, elimizdeki şapka mı, tavşan mı? Öldü ama ben onu gömemedim daha. Kitabın adı bile milyonlarca defa duyduğumuz bir kelime olmasına rağmen öyle sihirli ki: Yaşamak... Sadece bu. Yaşamak! Süs püs yok, edebi kaygı yok, boşluğa baktıran felsefik paragraflar da yok. Dümdüz bir anlatı. 'Yaşamak' kolay okunan bir kitap ama etkisinden çıkmak zor. Gerçeği sizden saklamak için hikâyeler uydurmuyor. Aynı yaşamak gibi. Kolay ama etkilerinden kurtulmak zor. Neyse o... Ne fazla ne az. Bir insanın yaptığı hataların karşılığında ödediği bedelleri, bu bedellerin bir aile üzerindeki etkileri ve köksüz bir zaman. Aşılamayan sürgidiş... Uzakdoğu ve o naturel atmosfer. Doğa dili diyorum ben buna. Saf, katkı maddesi yok. Batılı öğelerin bulaşmadığı arı bir dil. Yu Hua, çocukluğu Çin Kültür Devrimi (1966-76) yıllarında geçmiş biri. Diş hekimliği okumuş ama kendini tamamen edebiyat alanında ispatlamış. Bu roman, yayınlanır yayınlanmaz Çin'de yasaklanmış. Sonraları Çinli bir yönetmen tarafından filme de aktarılmış. Birçok dile çevrilmiş ve tüm dünyada yankı uyandırmış. Yu Hua, Çin edebiyatının yaşayan en önemli yazarı kabul ediliyor. Kızıl Muhafızlar'ın "Eski dünyaya lanet olsun" sloganlarıyla, Amerika ve İngiliz emperyalizmine çanak tutan otoriteye karşı feodalite ve burjuvaziyi lanetleyerek Mao önderliğinde sürdürdüğü Kültür Devrimi, ilk başlarda tamamen kültür ve sanat alanlarında bir halk devrimi gibi başlasa da, eski ve klasik ne varsa yasaklanarak, siyaset ve ordu kanadında tasfiyelerle kanlı bir zorbalığa dönüşmüş. SSCB ve onların "bürokratik komünizm" ine tepki olarak Mao, şehirli gençleri Kızıl Muhafızlar adıyla kurulan organizasyona katılmaya teşvik etmiş ve güvenlik güçlerine Kızıl Muhafızlar'a müdahale etmemelerini emretmiş ve kırsala inen kentli çocuklar köylünün ne olduğunu bile anlamadığı bir dilde sözüm ona devrim yapmışlar. Mao'nun ölümüyle birlikte sona eren Kültür Devrimi, batılı yazarlara göre bir neslin eğitimsiz kalması, halkın gruplaşması, milyonlarca insanın işinden ve konumundan olması ve ekonomik yavaşlama gibi ağır bedellerle son bulmuş. Tüm toplumsal siyasi hareketler ve kitlesel oluşumlar gibi ütopik başlamış, distopik bitmiş, hareket hızla kontrolden çıkarak yine en alttaki insanlar ezilmiş. Kültür Devrimi'ne pozitif bakan karşı görüşler de var tabii ama mevzu bu değil: Bir Rum Atasözü'nde dediği gibi: Taş da yumurtanın üstüne düşse, yumurta da taşın üstüne düşse olan yine yumurtaya olur. Yine bir omlet vakası. Kırılan yumurtalar kimin umrunda! Neden, neden, neden... Madem bozacaktın neden düzelttin? Neden, neden, neden bıraktın beni? Tüm fraksiyonlar kitlesel mutluluk için bireyi yok sayar... Bu Rupert Damlası'nın patlaması gibi bir etki yapar insanlar üzerinde, her şey paramparça olur. Ve sen sadece bir parçacık olarak yaşamaya devam etmek zorunda kalırsın. Patlamadan sonra etrafa saçılan küçük parçacıklardan biri gibi... O da neyin damlası diye merak edenler, bakınız; Prens Rupert Damlası. Direkt olarak bir fizik sayfasından alıntılıyorum: "Prens Rupert Damlası, erimiş camın soğuk suya damlatılmasıyla oluşan kurbağa şeklinde, gözyaşı benzeri bir cam yapıdır ve oldukça ilginç fiziksel özelliklere sahiptir. Damlanın kalın ve yuvarlak ön kısmı aşırı derecede dayanıklıdır; çekiçle vurulduğunda bile kırılmaz. Ancak ince kuyruk kısmı hafifçe bile kırıldığında, damlanın içindeki yoğun iç gerilmeler aniden serbest kalır ve tüm yapı bir anda toz haline gelerek patlar. Prens Rupert Damlası, camın kırılganlık ve dayanıklılık sınırlarını gösteren ilginç bir fenomendir." Googlelarsanız videoları da ilgi çekici. youtu.be/LyQfjpT6dQw?si=... İşte bu kitap öyle bir kitap. Size kırılganlık ve dayanıklılık sınırlarınızı gösteren... Tavşanı ölen o sihirbaz sizmişsiniz gibi bir kitap. Kitap günlerdir başucumda duruyor, sanki bekliyor. Bitirdim ben onu ama okuduğum kitaplar için ayrılan rafa girmedi henüz. Kitaplıktaki yerini alamadı. Öldü ama ben onu gömemedim daha. Her kitabı bitirir bitirmez hatta çoğu zaman okumayı bitirmeden, hemen incelemeyi kurmaya başlarım kafamda. Notlar alırım. Yazarım, silerim, değiştirir, ekler veya çıkarırım cümleleri. Ama bu kitabı bitirince hiç de öyle olmadı. Yu Hua'yı önce bitirmekten korktum. Bitince de çok üzüldüm. Biten güzel bir yolculuk gibiydi. Aklımda ama anlatacak bir şey yok. Sadece hissettirdikleri var ve ben onları anlatmak istemiyorum. Kitaba sarılıp okuma ışığımın altında öylece sessiz sessiz oturdum. Ne oldu bilmiyorum. Durgunlaştım. Sebebi şu cümleler olabilir: "Konuşamıyordu, yaptığı tek şey çalışmaktı." "Onlar senin kuzuların değil, komünün kuzuları!" "Tenceremizi parçaladığınıza göre, nasıl yemek yiyeceğiz şimdi?" "Yaşamaya devam etmek zorundasın!" "Yaşayıp yaşamadığını bilmeden, aramızdaki mesafeye uzun uzun baktım." "O andan sonra bir daha ekmek için kavga etmedik." "Yaralı bir kuş gibi ağlamaya başladı." "Tedavisi olmaması iyi bir şey, yoksa tedavi masrafları için parayı nereden bulabilirdik?" "Bir avuç pirinç için ağlıyordu." "Fakat hastanedekiler, valinin karısının hayatını kurtarmak için hiç durmadan kanını almışlar oğlumun." "Yaptığı tek şey bizim eski kulübemizi incelemekti." "Bir kişi bile onları durdurmaya çalışmadı. Kimse o kadar cesur değildi." "Acıyor mu?" "Artık ellerimi hissetmiyorum." "O kocaman siyah gözyaşlarının bir gölgeden diğerine düşüşünü izliyordum." "Sadece bir kumaş parçasıyla gömülmüştü." "Bir an içimde rüzgarla dalgalanan otlar gibi, uzak diyarların sessiz kımıltısını hissettim." "Eğer yapabilirsen unut onu." "Nasıl öleceğimi de düşündüm; sakin ve sessiz." Bitişler, süreç güzelse hüzün taşır. Zaten havalar malum, yeni yıl da eskisinden farksız başlamış yani uzun lafın kısası biten şeylerle doldu kafamın içi. "Bir annenin yavrusuna seslenişi gibi, topraklar geceyi çağırıyordu." "Akşam güneşinin son ışınları parçalanıp dağılırken, küçük bir çiftlik evinin bacasından yükselen dumanlar gökyüzünde dans ediyordu." Blok 3 babanın dediği gibi, youtu.be/JWLWczFtCag?si=... Neden, neden, neden... Madem bozacaktın neden düzelttin? Neden, neden, neden bıraktın beni? Git... Şapkamda ölü bir tavşan var. Gösteri devam ediyor. O sihirbaz benim. Peki ya sen, Napıyosun mesela? youtu.be/_JfRAe4fbEE?si=... Yu Hua Yaşamak
1000Kitap
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,3bin okunma
··1 alıntı·
918 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Güzel teşekkür ederim biraz şaşırdım. Sanırım sizden bir sürü şey öğreneceğim…
Özlem
Gönderi Sahibi
Hâlâ şaşırabiliyor olmamız masum taraflarımızın olduğunu gösterir. Yolumuzu şaşırmayalım yeter. Ayrıca estağfurullah kimselere bir şey öğretmek gibi bir iddiam yok sadece hayatıma dökülenleri toplamaya çalışıyorum. Vakit ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ederim. 🙏
Offf nasıl benzetmeler bunlar, bildiğin dağıldım🎗 Asıl sihirbaz sensin, biliyor musun, seyircinin elinden kurtulmasına imkân yok😅 Buraya kadar bana yetti... Kitabı sonraki yüzyıl nasipse :)) Peki ya, sihirbaz da, seyirci de bizsek, yâni kendine inanmak isteyen ama tavşanın ölü olduğunu bilen... Bazen sahne yalnız kendimizin olağanüstlüklerine inanma ihtiyacından doğar, dilimizden dökülenler alkışı haketmiştir ama yürekten edilmiş tek kelime yoktur içlerinde. İnsan içine baktığında, kendine zulmettiğinden bihaberse, önünde zalimlik etmek için sayısız yol vardır. Kendine karşı adaleti yitirdiyse, bir başkasına yaptığı haksızlık vicdanına ulaşmaz... Kitabı bitirmeden aldığın notlara, gün açmadan girdabına kapıldığın düşüncelere ve tertemiz sabrına selâm olsun. 🌹🎈
Özlem
Gönderi Sahibi