Cadı - Cadı ÇarpıyorHüseyin Rahmi Gürpınar
Cadı & Cadı Çarpıyor, okuduğum 13. Hüseyin Rahmi Gürpınar kitabı oldu. Hüseyin Rahmi, tekrar tekrar okunabilen, okurunu her defasında aynı damardan yakalayan bir yazar. Özellikle metafiziksel varlıklar ile mizahı bir arada kullanma konusundaki ustalığı, onu Türk edebiyatında ayrı bir yere koyuyor.
Fransız edebiyatını genel olarak çok sevmesem de, Molière’in mizah anlayışına duyduğum hayranlığı her zaman ayrı tutarım. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın da Fransız edebiyatından, bilhassa Molière’den ciddi biçimde etkilendiği açıkça hissedilir. Onu sevmemin sebeplerinden biri de tam olarak budur güldürürken düşündürmesi, alay ederken teşhir etmesi, zekâyı mizahın merkezine koymasıdır.
Bu kitap özelinde önemli bir noktayı vurgulamak gerekir. Cadı ve Cadı Çarpıyor aslında iki ayrı metindir.
Cadı, bir romandır.
Cadı Çarpıyor ise Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, Cadı romanına yöneltilen eleştirilere verdiği cevap yazılarından oluşan kısa bir kitapçıktır.
Kapra Yayınları’nın bu iki eseri tek kitapta bir araya getirmesi, bana göre oldukça isabetli bir tercih olmuştur. Çünkü okur, Cadı Çarpıyor’u ayrıca aramak ve okumak zahmetinden kurtuluyor, üstelik yazarın kendi metnine nasıl sahip çıktığını, nasıl savunduğunu da doğrudan görme imkânı buluyor.
Olay örgüsü ve anlatım bakımından eser, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın "Efsuncu baba", "Gulyabani" gibi metafizik unsurları merkezine alan diğer romanlarıyla büyük benzerlik gösteriyor. Zaten Hüseyin Rahmi, genel olarak aynı tonda yazan bir yazardır. Bu anlamda onu okurken sürpriz peşinde koşmak çok doğru olmaz. Nitekim yalnızca "İffet" romanı onun külliyatı içinde daha farklıdır ve kendisi de bunu ifade eder. Bunun dışındaki romanlar ve hikâyeler, tematik ve anlatı bakımından birbirine paralel ilerler. Bu yüzden Cadı’nın sonu da beni şaşırtmadı.
Kitaba 8/10 puan veriyorum. Güçlü bir eser ama Hüseyin Rahmi’nin zirvesi değil yine de kendi çizgisini başarıyla sürdüren, okuru yormayan ve düşündüren bir metin ve içerisinde çok anlamlı sözler olduğunu düşünüyorum.
Bu kitap üzerine düşünürken, zihnim beni ister istemez başka yerlere götürdü. Gulyabani’yi okuduğumda, Yeşilçam’da Kemal Sunal ve Şener Şen’in oynadığı Süt Kardeşler filminin bu romandan etkilendiğini düşünmüştüm. Benzer bir hissi, bu kitabı okurken de yaşadım. Doğru mu, yanlış mı bilemem ancak 1998–2001 yılları arasında Kanal D’de yayımlanan, senaryosunu Gani Müjde’nin yazdığı Ruhsar dizisinin de bu romandan az da olsa etkilenmiş olabileceğini düşünmeden edemedim.
Her iki yapımın da komedi türünde olması, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın da mizah yazarı kimliği, bu düşüncemi güçlendiriyor. Hüseyin Rahmi’nin dili, kalemi, metafizik unsurları ve mizahi unsurlar bu tarz dizi ve filmler için öncü bir damar oluşturmuştur. Doğrudan bir uyarlama olmasa bile, bir esinlenme olduğu bana göre açıktır. Bu benzerlikleri görebilen okur ve izleyici sayısının da az olmadığını düşünüyorum.
Yanılıyor olsam bile, benzerlikler inkâr edilemez ölçüdedir.