Aylak Adam, kalabalıkta yiten bir adamı değil; kalabalığa bilinçle mesafe koyan bir ruhun hikâyesini anlatıyor.Bu durum bir eksiklikten çok bilinçli bir reddediş.Romanın en yanlış anlaşılan kavramı belki de “aylaklık” meselesidir.C.’nin aylaklığı bir kaçıştan ziyade, uyumsuzluğun bilerek seçilmiş hâlidir. Bu yüzden Aylak Adam, çalışmayan bir adamı değil, yaşamın ezberlenmiş kurallarına itiraz eden bir duruşu anlatır.
C. yalnızdır; ama bu yalnızlık dramatize edilmez. O, yalnızlıktan yakınmaz.İnsanlarla ilişkisi yüzeyseldir; çünkü insanlarda derinliğin, samimiyetin ve sahiciliğin eksikliğini sezmiştir.C., insanlardan değil; insanların birbirine yalan söyleme biçiminden yorulmuştur.
C.’nin hayatındaki kadınlar, bir ilişki vaadi taşımaz; daha çok arayışın duraklarıdır. O, bir kadını değil; kendisini tamamlayacak bir “anlamı” arar. Bu yüzden ilişkiler başlar ama tutunamaz.C.’nin aradığı şey aşk değildir yalnızca;anlaşıldığını hissetmek,kendini açıklamak zorunda kalmamak,maskesiz bir temastır.
Romanın geçtiği şehir, bir arka plan değil; yabancılaşmanın kendisidir. Sokaklar, sinemalar, kahvehaneler… Hepsi C.’nin iç dünyasını yansıtan sessiz mekânlardır. Zaman akar ama ilerlemez. Günler geçer ama bir “yer”e varılmaz.
Kitap, bende bir “tatmin” duygusu bırakmadı. Aksine, eksik bir cümle gibi... Sanırım romanın amacı cevap vermek değil; şu soruyu okurun içine yerleştirmek:
Ben yaşıyor muyum, yoksa sadece devam mı ediyorum? Barış ÇAKIYusuf AtılganAylak Adam