·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Ocak 2026 15:09 Uzun zamandır kitaplıkta, yerinde eskimiş Perec kitabını alıyorsun; eşya, okumak için odanın en rahat koltuğuna yerleşiyorsun; eşya, kitap tek başına gitmez, yanına bir çay lazım isteminin güdüsüyle mutfağa koşup kettleın düğmesine basıyorsun; eşya, satır aralarını zihninden taşan çizgi ve harflerle doldurmak için bir kalem arıyorsun — kesinlikle kurşun —; eşya. Üç günlük bu okuma eylemi esnasında farklı niyet ve fiiller için kullanılan bütün enstrümanlar eşya... Hayatımız, biz çok az farkında olsak da, bu eşya döngüsünün içinde genişliyor. Basit bir okuma eyleminde bile elinizden geçen onca aracı, hayatınızın tamamına ve devamına endekslediğiniz zaman, eşyadan daha kalabalık bir hakikat kalmıyor.
Eşyayı birçok tema ve çerçevede değerlendirebiliriz. Ki hatta artık boyutsal olarak ele aldığımızda, eşya mekânın içinde olmayan, ikamet dâhilinde değerlendirilmeyen şeylerdir de aynı zamanda. Ev tipi robotlarımıza kabiliyet sağlayan yapay zekâlar, modem kutusuna fiber internet dalgalarını taşıyan sistematik pek tabii eşyadır. Bizi sahip olmak için sabahın altısında yollara düşüren, misafir gelmeden tozlarıyla delirten, arıza yaptı diye kapılarda teknik servis bekleten hep ama hep eşyadır. Kısacası “şeylerin kaosu” içindeyiz.
Eserin 60’ların Fransa’sında Jérôme’la Sylvie’ın bu hikâyesinde “şeyler” üzerinden verdiği mesaj, sahip olduğumuz/olamadığımız ya da bize sahip olan eşyanın zihinsel külfetinden ibarettir. Benim kafamda kitabın nihayetiyle nitelik kazanan ilk iki paragraf, çoktandır eşyanın kaosu içinde yaşamaya çalışan biz 21. yüzyıl modern insanının yansıması sadece.
Aslında Perec fikrini, daha fazla eşyanın daha fazla mutluluk sayılmasına temel hazırlandığı, endüstri devriminin palazlandığı, modernizmin Batı’yı iyiden iyiye kucakladığı, reklam terörüyle insanlara damıtıldığı bir dönemden aktarmıştır. Bu olgu o dönemde Perec’in aynasından kitapta olduğu gibi okunur. Tabii okuyucu, Perec’in kahramanlarının zihnindeki 60’ların Fransız dekorundan; duvardaki gravürlerden, kristal ve pirinç objelerden, yerdeki Tunus işi halılardan, bakır işlemeli komodinlerden, ipek başlıklı abajurlardan — yani vintage bir heyuladan — kendini kurtarabilirse. :)