Gönderi

Varlık veya Hiçlik
8/10
·460 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Kara Kitap-Orhan Pamuk En küçük ayrıntının bile söze döküldüğü nakış işlemeli bir roman. Boğazın Suları Çekildiği Zaman, Boğazın güzelliği ve sularıyla üzeri kapanan bir istanbul manzarası. İstanbulun doğal kültürel ve tarihi zenginliğinin görmezden gelinerek nasıl da harap bir hale terk edildiğinin sarih bir ifadesi. Bu başlangıç tüm romanın genel atmosferini ve çevresini oluşturuyor. Rüya’nın kayboluşu ile başlayan bir arayış. Başlangıçta öfkeli bir aşıktır Galip, Rüya’yı bulmak istemesini bile kendisinden geriye kalan ne varsa alması için olduğunu betimler. Bu arayış, İstanbul’un arka sokaklarında, bilinmeyen dehlizlerinde, Celal’in köşe yazılarını okuyarak devam eder. Arayışla beraber, Türk kimliği, kendin olabilmek kavramları sık sık Galip’le beraber okurun da karşısına çıkmaya başlar. Eski insanları “yeni insanlara” dönüştürmeyi amaçlayan “sinema-müzik” yöntemi, Kitapları bir “Türk gibi okumak” gibi aşk peşinde koşmakla açıklanamayan kavramlar ile karşılaşılır. Anlatım arabesk bir mazi, iç geçiren bir adamın serzeniş gibidir, doğuludur. Tabiri caizse bir kadim anlatıların ve tarihin içine gömülürüz bir günümüze döneriz. Orhan Pamuk’la kafamda özdeşleştirdiğim doğu-batı sarkacı da her zaman olduğu gibi sayfalar arasında sallanır durur. Kendin olabilmek kavramı önce Celal üzerinden deşilir, ideal benliği bir gölge gibi onu takip etmektedir. Celal toplumun onu sürekli karakterize ettiğinin, belli davranış kalıplarına sokmaya zorladığının farkına varmıştır. Bundan kaçmaya çalıştıkça yalnız ve gizli bir hayat sürmek zorunda kalmıştır. Bu ülkede kendin olmak yalnız olmayı -ve devamında bir faili meçhul şekilde ölmeyi- getirmektedir. Celal’in çaresiz farkındalığı, Rüya’yı arayışı bir anda kendini aramaya dönüşen Galip’e sıçrar. Aynı anda bir İstanbul ve Türkiye sosyolojisi okuru takip eder. Yeraltının derinliklerinde jestleriyle, mimikleriyle, fiziki görünümü ve kıyafetleriyle ve hatta sıfatlarıyla bir Türk vatandaşını simgeleyen mankenler metaforu müthiş bir anlatımla karşımıza çıkar, daha önce bahsedilen eski insanların yeni insanlara dönüştüğüne, yöntemin işe yaradığına tanıklık etmiş oluruz. Eski insanlar, istanbulun tarihi katmanlarından birisi olmuştur artık, onların yeri İstanbul’un nem ve küf kokan, bilinmeyen mezarlardaki cesetlerin yanıdır artık, onlara en fazla bir müze eşyası gibi bakılabilir. Bunu yazarın batı hayranlığı olarak okumak mümkün müdür bilemiyorum ama eski insanın yeni insana dönüşmesindeki yutulan zoka “vitrin insanı” olan bir birey olarak simgelenmiştir, sarkaç burada da sallanmıştır. Şems-i Tebrizi’yi Kim Öldürdü? sorunumuz var bir de. Mevlana ve Şems arasında yaşananlar tartışmalı bir zemine çekilerek -ki bu başka önemli tarihi karakterler ve olaylarda da yapılmış- Galip-Celal, Rüya arayışı ile Mevlana-Şems arayışı arasında bir benzetim ortaya konmuştur. Bu ve benzeri pek çok hikaye ile derinleştirilen roman derin ve katmanlı bir şekle bürünerek bir edebi zenginlik sağlamıştır. Hurufiliğe değinmezsek olmaz tabii. Hurufiliğe, insanların yüzlerindeki harfleri okumaya, yüzlerinden anlam çıkarmaya bu denli sayfa ayrılmış olmasını nasıl yorumlamalı? Ben olabilmenin en temel belirtisini, kendi düşüncelerini, kendi istediği şekilde ifade etmek olarak zemine koyarsak, ben olmaktan korkan insanların da kendilerini ifade etmekten korkan bu nedenle de esrarlı ve gizli bir yola başvurmaları olarak zorlama bir yorum yapılabilir. Kitaptaki ana tema olarak gördüğüm kimlik meselesine, “şeyh uçmaz mürit uçurur” saikiyle, Celal’in hastalık derecesindeki sadık okuru üzerinden değinilmiştir. Yazarın sıkça ifade ettiği şekliyle bu ülkenin insanı, kendisi kim ve ne olduklarına dair bir duruş ortaya koymadan kendilerini bir başkası üzerinden tanımlamaya, bir başkasından medet ummaya kendilerine bir baş aramaya teşnedirler. Böylece kendisi olmaktan daha kolay bir yol seçilecektir: zaten “ol"muş birini taklit etmek. Aslında Galip’in yaptığı da budur ama farkındadır bu durumun ve öfke duyar: “ kendisini kendisi olarak hissetmesine izin vermeyenlere öfke duyarak” hikayeler anlatır. Galip’in arayışı esasında bu kısa cümleyle özettir. Galip şehzade hikayesinde olduğu gibi “ben” olabilmek için “hiç” olmuştur. Yazar son sayfalarda şu kibar talepte bulunarak okura seslenir: “İnsanın bu ülkede kendisi olmasını ne kadar zor olduğunu biz de biliyoruz. Ama siz de bize biraz yardım etseniz.”s407
Edebiyat
Kara KitapOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202511,6bin okunma
·
73 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.