Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu son zamanlarda okuduğum en farklı kitap. Çok iyi bir yolculuk, ilk kez tadıldıktan sonra, tadına varmak için bir kez daha tadılmak istenen ama artık bittiği için aynı tadın tekrar alınamayacağının fark edildiği eşsiz bir tat. Kitap nihayetinde okuma ve yazma eylemlerinin, okur ve yazar kimliklerinin neliği üzerine yekpareleşiyor. Ancak bu yekpare halin çevresinde pek çok hale mevcut. Kitabın bir bölümünden sonra şöyle düşünce bana hakim oldu: Okur olarak bizlerin de hayatları birçok yarıda kalan ( isteyerek veya istemeyerek) hikayelerin toplamından oluşmuyor mu? Ama geriye dönüp bakıldığında hayat hikayemiz bir bütünlük içerisindedir. Gestaltçı bir yaklaşım, “bütün parçaların oluşturduğundan daha fazlasıdır.” Belirttiğim yekparelik bu bütünlüktür.
Peki parçalar nelerdir? Bu parçaları şöyle sıralayabilirim: Öncelikle yarıda kesilerek bitirilen romanlardan hareketle ki bu romanın esas yapısal unsurlarından birini oluşturuyor, insan kendisini bir bütünün parçası olarak görerek, hep bir tamamlanma peşinde koşar, insan hangi tam’ın eksiğidir, nasıl tamamlanacaktır? Bu sorunun cevabı kimilerine göre vahdet-i vücuttur, kimilerine göre anne karnından kopan çocuğun, korunaklı alanına dönme çabasıdır. İnsan sonluluğunun hep bir eksikle, yarım kalmışlıkla sonlanacağını, her bir ömrün tamamlanmadan bittiğini, yapılacak son bir eylem, söylenecek son bir söz olduğunu, aklın bir ucunda ‘eğerˆli alternatiflerin hep süregeldiğini ve pek çoklarının asla tamamlanamayacaklarını söylemek çok doğru değil midir? Düşünceleri merkezi düşünce olarak ilk sayfalarda aklımda dolandı durdu. Okuruyla etkileşim halinde ilerleyen sayfalarda bir Homeros atıfına denk geldim, bu atıf bende bir çağrışıma sebep oldu: İsmet Özel, bir konuşmasında ilyada ve odessa için dikkatli