İnceleme yazmak için kendime biraz zaman tanımam, okuduklarımı sindirmem gerekiyorsa da şimdi sıcağı sıcağına birkaç şey yazmak istiyorum. Kitap ince ve oldukça basit bir olay örgüsüne sahip ancak sarsıcı bir eser. Kitabı bir günde okudum. Okurken çok yormadı ama bazen durup düşündüm, karakterimizin kayıtsızlığı birçok okuyucu için sinir bozucu olsa da nedense ben şaşırmadım. Oysa duygularımın çok farkındayımdır ve duygulara bu kadar bigane olan bir karakterle karşılaşmak beni şaşırtmalıydı. Ancak anladım Meursault'u. Onun duygularına bu kadar bigane olmasına kızmadım, beni sinirlendirmedi, sadece onu anladım. Ve anlam yüklediğimiz birçok şeyin aslında anlamsızlığı üzerine düşündüm. Toplum, onu yargılaması gereken konu ile değil duygusuzluğu yüzünden yargılıyor. Burada biraz düşündüm. İnsan duygusuz olmayınca duygularını yaşayınca da yargılanıyor Albert Camus'nün absürtizmi de burada kendini belli ediyor zaten. Ve en ilginci de hayatımdan akıp giden böyle bir karakter tanımıştım bir süre önce. Duygularına yabancı ve bundan rahatsız olmayan insanlar var. O dönem yaşamımdaki bu karaktere bayağı kafa yormuştum, şimdi Camus'yü okuyunca taşlar yerine oturdu. Kitabın arka kapağında der ki "Meursault, anlamın olmadığı yerde bir anlam varmış gibi davranmayı reddeder." Aslında burada saf/katışıksız bir dürüstlük söz konusu. 1957 Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülen bu eser de yine doğru zamanıma denk geldi. Tavsiye ederim.
Kısacık derli toplu, içten bir inceleme olmuş. Elinize sağlık 🙌 Çok da severim Yabancı’yı ve genel anlamda Camus’yü, onun o dürüstlük arayışını. Çözüm veya anlam bile değil, düpedüz dürüstlük, neyse o.